1
Gözyaşının ve acının rengi ve dili olmaz Bir 20/3/2008, 16:24
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugün itibariyle, gerek Kuzey Irak gerekse ****** ye yönelik politikalarını çözebilmek için geçmişe bakmak yeterli... Çünkü Türkiye’nin “Kürt politikası” hiç değişmiyor.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş öncesinde İttihat ve Terakki partisinin ve onun gizli kuruluşu Teşkilat-ı Mahsusa’nın Türkleştirme politikası çerçevesinde başta Kürtler olmak üzere tüm etnik unsurları şiddet kullanarak yok etme anlayış ve uygulaması, Türkiye cumhuriyeti devletinin de amacını ve giderek yerleşik politikasını oluşturmuştur.
Kuruluş sürecinde Mustafa Kemal, önceleri Kürtlere yönelik değişik bir politika uygulamaya çalışmış, birinci meclise Kürtler “Kürdistan Mebusu” sıfatı ile kabul edilmişlerdir. Mustafa Kemal, Şark Vilayetleri komutanlığına gönderdiği bir emirle “artık Kürdistan’a muhtariyet tartışılmalıdır” diyebilmiştir.
Ancak, o dönem emperyalist devletlerin Ortadoğu politikaları Türk devletinin ırkçı ve şoven politikaları ile birleşmiş ve Lozan anlaşmasıyla Kürtlerin tüm toprakları parçalanmıştır.
Şunu çok iyi bilmek gerekir ki, sorun ****** ile başlamamıştır. Kürdistan her zaman özel bir hukuk sistemi ile yönetilmiş ve Kürtler her zaman “ikinci sınıf” sayılmışlardır.
Türkiye’de tüm politikaları olduğu gibi Kürt politikasını da asıl belirleyen Türk genelkurmayıdır. Bugüne geldiğimizde yaşananlar da hiçbir farklılık olmadığını görmekteyiz.
AKP, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde yargı kurumunun, yasama kurumunun ve medyanın nasıl da militarizmin etkisi altında olduğunu çok net biçimde anlamış ve yürütme organı olarak genelkurmaya teslim olmuştur.
Emperyalizmin şu andaki Ortadoğu politikaları, Türkiye’nin Kürt politikası ile çelişmektedir. Türkiye’nin tahammül edemediği şeyde budur. Yılların en büyük müttefiki ABD, artık Güney Kürdistan’da bir Kürt devletine sıcak bakmakta ve Türkiye’yi adeta deli etmektedir. Türkiye şu anda genelkurmay, hükümet ve meclis ve ne yazık ki sokaktaki halk elele kendi sonlarını hazırlayabilecek bir politikayı sürdürmektedirler.
Ben şahsen, Kürt meselesinin çözülebilmesi için bağımsızlıkta dahil her çözümün özgürce tartışılabileceği bir ortamı savunuyorum. Ancak, Türkiye ne yazık ki henüz bu çözümün çok uzağındadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin insan yaşamına verdiği değer Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir açıklaması ile bence çok net kendini göstermiştir. PKK’nın esir aldığı 8 askerin bırakılmasının ardından Mehmet Ali Şahin şöyle demiştir: “Şahsen ben buna sevinemiyorum. Her Türk askeri onuruyla şehit düşmeyi gerçekleştirebilirdi.” Böyle bir anlayış en azından o askerlerin ailelerinin acılarını dahi yok sayacak kadar katılaşmış bir anlayıştır.
Şunu hiç unutmayalım ki, PKK’liler gökten zembille inmiş birtakım yaratıklar değillerdir. Onlar; köyleri yakılıp yıkılan, anneleri babaları kontrgerilla cinayetleri ile öldürülen, anneleri devlet güçleri tarafından tecavüze uğrayan bir halkın çocuklarıdır.
Ve son söz yerine Mehmet Ali Şahin ve Türk devletinin yerleşik inancına sahip olanlara bir hatırlatmada bulunmak isterim: “Gözyaşının ve acının rengi ve dili olmaz!” Asker aileleri ve gerilla ailelerinin çektikleri acıları kıyaslamak ve birine karşı diğerine sahip çıkmak, gerçek bölücülüktür.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş öncesinde İttihat ve Terakki partisinin ve onun gizli kuruluşu Teşkilat-ı Mahsusa’nın Türkleştirme politikası çerçevesinde başta Kürtler olmak üzere tüm etnik unsurları şiddet kullanarak yok etme anlayış ve uygulaması, Türkiye cumhuriyeti devletinin de amacını ve giderek yerleşik politikasını oluşturmuştur.
Kuruluş sürecinde Mustafa Kemal, önceleri Kürtlere yönelik değişik bir politika uygulamaya çalışmış, birinci meclise Kürtler “Kürdistan Mebusu” sıfatı ile kabul edilmişlerdir. Mustafa Kemal, Şark Vilayetleri komutanlığına gönderdiği bir emirle “artık Kürdistan’a muhtariyet tartışılmalıdır” diyebilmiştir.
Ancak, o dönem emperyalist devletlerin Ortadoğu politikaları Türk devletinin ırkçı ve şoven politikaları ile birleşmiş ve Lozan anlaşmasıyla Kürtlerin tüm toprakları parçalanmıştır.
Şunu çok iyi bilmek gerekir ki, sorun ****** ile başlamamıştır. Kürdistan her zaman özel bir hukuk sistemi ile yönetilmiş ve Kürtler her zaman “ikinci sınıf” sayılmışlardır.
Türkiye’de tüm politikaları olduğu gibi Kürt politikasını da asıl belirleyen Türk genelkurmayıdır. Bugüne geldiğimizde yaşananlar da hiçbir farklılık olmadığını görmekteyiz.
AKP, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde yargı kurumunun, yasama kurumunun ve medyanın nasıl da militarizmin etkisi altında olduğunu çok net biçimde anlamış ve yürütme organı olarak genelkurmaya teslim olmuştur.
Emperyalizmin şu andaki Ortadoğu politikaları, Türkiye’nin Kürt politikası ile çelişmektedir. Türkiye’nin tahammül edemediği şeyde budur. Yılların en büyük müttefiki ABD, artık Güney Kürdistan’da bir Kürt devletine sıcak bakmakta ve Türkiye’yi adeta deli etmektedir. Türkiye şu anda genelkurmay, hükümet ve meclis ve ne yazık ki sokaktaki halk elele kendi sonlarını hazırlayabilecek bir politikayı sürdürmektedirler.
Ben şahsen, Kürt meselesinin çözülebilmesi için bağımsızlıkta dahil her çözümün özgürce tartışılabileceği bir ortamı savunuyorum. Ancak, Türkiye ne yazık ki henüz bu çözümün çok uzağındadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin insan yaşamına verdiği değer Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir açıklaması ile bence çok net kendini göstermiştir. PKK’nın esir aldığı 8 askerin bırakılmasının ardından Mehmet Ali Şahin şöyle demiştir: “Şahsen ben buna sevinemiyorum. Her Türk askeri onuruyla şehit düşmeyi gerçekleştirebilirdi.” Böyle bir anlayış en azından o askerlerin ailelerinin acılarını dahi yok sayacak kadar katılaşmış bir anlayıştır.
Şunu hiç unutmayalım ki, PKK’liler gökten zembille inmiş birtakım yaratıklar değillerdir. Onlar; köyleri yakılıp yıkılan, anneleri babaları kontrgerilla cinayetleri ile öldürülen, anneleri devlet güçleri tarafından tecavüze uğrayan bir halkın çocuklarıdır.
Ve son söz yerine Mehmet Ali Şahin ve Türk devletinin yerleşik inancına sahip olanlara bir hatırlatmada bulunmak isterim: “Gözyaşının ve acının rengi ve dili olmaz!” Asker aileleri ve gerilla ailelerinin çektikleri acıları kıyaslamak ve birine karşı diğerine sahip çıkmak, gerçek bölücülüktür.
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


