1
F TIPLERINDE DEVRIMCI YASAM Bir 18/3/2008, 14:23
Son birkaç yılda cezaevlerinden azımsanmayacak sayıda devrimci tutsak tahliye oldu. Çıkanlar yönünden yeni koşullara adaptasyon sorunuyla birlikte, çok daha fazla göze çarpan bir olgu, mücadeleyi terk, düşünsel bir uzaklaşma olmasa da önceki konum ve duruşunun gerisinde bir yerde durmayı seçme, devrimci yorgunluk ve mültecileşme eğiliminin tekrar güç kazanmış olmasıdır. ÖO gibi bir eyleme katılmış, uzun soluklu direnişlerde yer almış, değerli bir devrimci komünist mücadele geçmişine sahip olan kişilerin dahi yaprak dökümünün dışında kalamayışları, içerden çıkanlara soru dolu bakışlara yol açıyor. Mücadeleyi terk veya kenarda durma biçimindeki tutumların yaygınlığı, şüpheli ve hafif yargı kazanmış bakışlara bir gerçeklik temeli kazandırsa da, bu, sorun çözücü değildir. Öte yandan, şu anki durum açısından diğerinden daha az önemli olmayan bir diğer sorunun, ya da aynı sorunun diğer yönünün gözden kaçırılmasına da neden olur. Hesaplı-hesapsız yaratılan, içte büyütülen bir F tipi korkusu oluşmuştur ve bu korku, dışarıdakiler açısından etkin ve militan bir devrimci pratik içerisinde olmayı, devrimci iradenin üst düzeyde ve özverili kullanımına uzaklık ve mücadelenin bütün yönlerini içerir bir devrimci çizgi temelinden örgütlenmesinden de uzak durma biçiminde çıkmaktadır ortaya. Kuşkusuz bunların olmayışının daha temel ve köklü nedenleri varsa da, söylenenlerden de azade değildir.
Ajitasyonun sahibini vuran içeriği değişmeli
Kaba bir zorla başlayan, dönemin özellikleriyle birleşip uzayan sürecin içerisinde yeni biçimlenişler kazanan kadroların tasfiyesinin somut iki biçiminden söz ettiğimiz anlaşılmıştır. Şehitlere verilen onca söze, kavganın ateşinde pişmişliğe, gelecekle ilgili tahayyüllerimizin gücüne karşın, onlara sırtını çevirebilenler ya da büyük bir amaca korkusuz ve fütursuzca ve onun gerektirdiği büyük bir enerjiyle yürümenin gerisine düşmüş olanlar… Nedenleriyle birlikte kapsamı da geniş olan, içimizi acıtan bu sorunun üzerine gitmek ve resme farklı bir gözle bakarak bütününü görmek, öncelikle yapılması gerekendir.
F tiplerini teşhir, tecrit ve izolasyona, hak gasplarına karşı mücadele ile sınırlı, bu biçimiyle dar ve bir yöne hapsolmuş bir ele alıştan kurtulmak ve yeni bir mücadele perspektifinin içerisine yerleştirmek ve hapishanelerde yeni bir duruş biçimi oluşturmak da zorunlu hale gelmektedir. Öncelikle görülmesi gereken bir nokta, F tiplerini teşhir amacıyla yürütülen çalışmaların gerçeği yansıtıcı olsa da, doğru bir bütünün parçası olmayıp tek yanlı kalmasıyla dışarıdakilerde F tipi korkusunu büyüten bir etki yapar hale gelmesidir. 12 Eylül sonrasında yaygın olan, işkencelere ilişkin anlatımların onun direnmeyle yenilebileceğini içeren örneklerle birlikte verilmediğinde yarattığı etkiye benzer bir etkidir bu. Olay aktarımlarında abartılı vurgulamalarla teşhir amaçlı propaganda zihinlerde F tiplerinin hiçbir koşulda yaşanamaz yerler olarak görülmesine yol açıp sahibini vuran bir bumeranga dönüşmektedir.
Yeni koşullar, yeni biçimler gerektiriyor
Direnişin de yenilgiyle sonuçlanması sonrasında, F tipleriyle birlikte hapishane koşullarında köklü bir değişiklik gerçekleşti. Faşist saldırının direnişle kırılamaması, izleyen ve uzun bir dönemdir süren durağanlık ve güç kaybı, tecrit ve izolasyon politikalarını daha kolay uygulanır hale getirdi. Önceki dönemin hapishane koşullarıyla bugünün hapishane koşulları arasında basitçe mekan farkından ibaret olmayan çok temel farklar bulunmaktadır.
Önceki dönemin mücadele biçimlerini ve devrimci yaşamın örgütlenmesini olduğu gibi sürdürmek olanaklı olmadığı gibi, aşikar olan bu durumu biliyor olmak da yetmiyor. Her zaman olduğu gibi, yeni bir durumun içerisinde eski biçimleri sürdürmeye çalışmak bir sonuç yaratmadığı gibi, körlük durumunun süregitmesi daha çok yıpranmaya ve güç kaybına neden olur. Maalesef, bir dönem etkili olmuş, hatta parlak sonuçlar yaratmış mücadele biçimlerinin etkisinden kurtulmak, onların dışına çıkarak düşünmek, yeni koşullara uygun yeni biçimlere geçebilmek hiç de kolay değildir. Başarı kazanmış önceki biçimlerin sağladığı güven ve kör tutku, çok daha önemlisi yeni bir paradigmanın kavranmasından uygulanmasına olan güçlükleri, onu daha zor kılar. Bu söylediklerimiz, hapishanelerde süregiden durum için de geçerlidir. Üstelik tam bir politikasızlık, kendiliğindenliğe terkediş vardır. Bu duruma son vermek için, hapishanelerde devrimci yaşamın yeni bir temelde örgütlenmesi ve politika değişikliği, çözüm bekleyen acil bir sorundur.
Cezaevlerinde devrimci yaşamın yeni bir temelde örgütlenmesi
Ara ara kesintiye uğrasa da, hapishanelerde yaşam, devrimci yapıların gelişimine eş diyebileceğimiz çok uzun bir dönem, devrimci örgütlerce siyasi, sosyal, kültürel vb. yönlerden devrimci bir temelde örgütleniyordu. Siyasi yapı komünleri ve genel komünler ortak yaşamın temelini oluşturuyordu. Birlikte ve farklı düzey ve biçimlerde siyasal çalışma yapılıyor, panel, tartışma toplantıları, anma ve kutlama günleri gerçekleştiriliyordu. Bu koşullarda, devrimci ritüeller her yönden güçlü ve canlı tutulabiliyordu. İdeolojik siyasal gelişimin, deney aktarımının, paylaşımın ve değerleri özümsemenin, kültürel ve sanatsal yönleri de içeren çok yönlü gelişimin pek çok araç ve olanağına sahiptik. İçeride olduğu gibi dışarıyla da politik etkileşim, yönlendirme, haber akışı ve süreçlere müdahale olanakları birçok yönden mümkündü. Siyasi yapılar tarafından farklı farklı içeriklendirilse, kimilerinde içleri boşaltılıp biçimsel bir karaktere büründürülse ve bu abese vardırılsa, ayrıca her bir devrimcinin bunlardan yararlanma, değerlendirme, alma düzeyleri oldukça büyük farklılıklar taşısa da, bir bütün olarak bunlar, devrimci yaşamın ortak örgütlenişinin temel taşları, devrimci bir biçimleniş ve yapı kimliği oluşturmanın önemli araç ve olanaklarıydı. Faşizme karşı militan politik direnişle birlikte, hapishaneler devrimci eğitim ve kadro biçimlendirilmesinin etkin alanları haline geldiler. Siyasal devrimci mücadelenin etkili bir bileşeni oldukları gibi, birçok devrimci yapının değişik ve kritik bazı dönemlerde –bunu süreklileştirmeye çalışmak gibi yanlışlara da düşülerek- siyasal yönlendirme ve yönetmede inisiyatif geliştirdikleri alanlar da oldular.
Bilindiği gibi, sağ teslimiyetçiliğin hakim olduğu hapishaneler ve dönemler de oldu; sonradan sol tasfiyeciliğe dönüşen, hapishaneleri mücadelenin merkez üssü olarak görüp sol taktikleri sürekli kılmaya çalışan görüşlerin etkin olduğu dönemler de. Bununla birlikte, devrimci siyasal tarihin bütününe bakıldığında, Türkiye hapishaneleri, sınıf mücadelesinde ve yaşamın devrimci temelde örgütlenmesinde etkin devrimci bir rol oynadılar. Bunun oluşturduğu sorun ve devrimci tehdit, faşist karşıdevrimin 19 Aralık saldırısı ve F tipi tecrit ve izolasyon politikasıyla bitirilmek istendi, isteniyor.
Cezaevi politikalarında köklü bir değişikliği öngören bu saldırılar, hapishaneler cephesinden güçlü bir direnişle karşılanmasına karşın, aslolarak etkin olan sol tasfiyeci politikaların sonucu olarak püskürtülemedi. Dış desteklerin zayıflığına ve direnişin başlangıçtaki yanlış biçimlendirilmesine karşın mümkündü bu. Bugünkünden çok çok daha iyi bir sonuç, yeni bir denge ve mevzilenme sağlanabilirdi. Gelinen noktada, direnişin yenilgisi ve ortaya çıkan yeni durum ve sürecin uzamasıyla birlikte gitgide daha fazla güç kaybına uğranıyor olması, eski biçimlerin içerisinde kalınamayacağını gösterdiği gibi, her yönden yeni duruma geçişi zorunlu kılmaktadır. Hapishanelerde devrimci yaşamın önceki biçimler içerisinde ve eski düzeyiyle örgütlenmesinin koşul ve olanakları ortadan kalkmıştır. Karşıdevrimin cezaevi politikasına ve bunun merkezinde yer alan tecrit ve izolasyona karşı mücadele sürecektir. Hücrelerde mekansal yalıtmaya dayalı tecritin kırılması, uzun erimli bir mücadelenin konusudur. Halihazırdaki güç dengeleri içerisinde tecritin bu biçiminin kırılması bugün mümkün olmadığı gibi, yakın dönemde de olanaklı görünmüyor. Bundan dolayı, tecrit ve izolasyon kavrayışını daraltan bir mekan algılamasından çıkıp amaç düzeyinden bakmak gerekiyor. Öncelikle bu durumun içerisinde onu yenmenin, devrimci yaşamı sürdürme ve geliştirmenin yeni biçimlerini bulmalıyız.
Basit yeniden üretim yetmez
Kısa ve öz biçimiyle söylersek, eskisi gibi ortak mekanlarda ortak bir devrimci yaşamı örgütlemenin ve kolektif gelişim sağlamanın olanakları yoktur. Bu, bugün hapishanelerde iç ve dış etkileşim olanakları olabildiğince genişletmeye çalışarak, bulunulan sınırlı mekan içerisinde –hücrelerde- devrimci yaşamın üretilmesi temelinde olmak zorundadır. Kaçınılmaz ve zorunlu olarak bireysel ve birkaç kişiyle sınırlı olacak olan bu üretim, birinci olarak bütün duyargalarıyla ve en güçlü biçimde kolektif algı ve eleştirel özümlemeye açık olmalıdır. Ve bununla birlikte, kendini tekrarlar nitelikte bir basit yeniden üretim değil, kendini geliştirip büyütebilen genişletilmiş yeniden üretim niteliği kazanmalıdır.
Tecrit ve izolasyon sadece bir devrimciyi aktif devrimci yaşamdan, mücadeleye dolaysız katılım olanaklarından, birarada olmaktan yoksun bırakmak değildir. İdeolojik-politik, kültürel ve pratik bir bütünlük oluşturan kolektif kimliğin parçalanması, bunların herbirinde ve bütününde gelişim olanaklarının ortadan kaldırılarak kişinin dar bir mekan ve durağan tekdüze bir ortamın içerisinde hapsedilmesiyle içine doğru çökmesini sağlamayı amaçlayan bir politikadır. Saldırı, fiziki ya da salt fiziki değildir. Hücrelerde pasın demiri çürütmesi gibi, son derece yavaş, hükmünü içten içe yürüten, durağan ve rutinin hakim kılındığı bir ortamda, kişi kendi kendisiyle çarpışmaya doğru itilerek gerçekleştirilir çürüme. İç savaş yürütülmeden kazanılacak bir savaş değildir bu. Fakat, iç savaş döngüsüne hapsolunarak kazanılabilecek bir savaş hiç değildir. Yılların yıllara eklendiği süreçlerden söz ettiğimiz düşünülürse, meydan savaşlarının büyük kahramanlıklarıyla, ya da birkaç çarpışmayı kazanarak başarıya ulaşılacak olan bir mücadele de değildir. Soluklu olmayı, rutin ve durağan olanı –hücrede ve hemen her olanaktan yoksun bırakılmışken- düşman olarak görebilmeyi, her an, her vesileyle alan genişletmeyi, önceki birikimleri, kitap, gazete, dergi, TV, ziyaret, mektup, vb. eleştirel bir özümlemeyle süzerek kolektif algı ve hafızanın geliştirici araçları haline getirebilmeyi, günlük yaşamı her daim canlı ve politik kılmayı gerektirir.
Devrimci bireyin özgerçekleştirimi ve gelişimi ve bunun yaratıcı bir nitelik taşıması, özellik gelişimlerini içermesi zorunludur. Ne kadar güçlü olursa olsun, uzayan zaman içerisinde salt devrimci ritüellere bağlı kalınarak ve önceki devrimci özelliklerimizle sınırlı kalınarak bu sürece direnmek ve üstesinden gelmek mümkün değildir. Devrimci yaşamın sürekli, şu ya da bu özelliğin açılımını sağlayacak bir gelişimi ve bu gelişim sürekliliğinin yeni ögeler içermesi ve bu temelde sağlanacak sıçramalar, özgüveni de geliştirerek hücrelerdeki savaşın kazanılmasını sağlar. Özgerçekleştirim ve kişinin dönüşümü içeren gelişimi, hücrelerdeki savaşımın kazanılmasının birincil koşuludur. Bu ise, her ne kadar zorunlu olarak bireysel bir çaba ise de, devrimci kolektif kimliğin bir parçası olmaktan ve kolektif hedef ve amaç birliği içerisinde bütünsel ve somut kavranışından, gelecek perspektifinin içsel kılınmasından ayrı düşünülemez ve olamaz.
Tam da bu noktada sorun, hapishanelerde devrimci yaşamın sürdürülebilmesinin ve yeni bir temelde örgütlenmesinin zorunlu bir koşulu olmanın ötesinde, yeni kadro gelişim ve biçimlenmesinin, toplumsal ve bireysel gelişim arasındaki çelişik ve gerilimli ilişkinin çözümü sorunu olarak çıkmaktadır karşımıza. Ki bu yeni kadro gelişim ve biçimlenmesinin olduğu gibi, yaşanmış sosyalizm deneyimlerinin de ışığında gelecekteki sosyalist kuruluşun çözüm bekleyen önemli ve kritik sorunudur. Hücredeki komünist devrimci bireyin özgerçekleştirimi ve gelişim sürekliliği ile, bunun çok geniş ve güçlü bir kolektif kavrayış ve toplumsallaşmış (yapıda somutlanan ve onun üzerinden duyumsanan) birey kavrayışıyla gerçekleştirilmesi başarıldığında sorun çözülmüş olur. Kişinin kendi içerisine hapsiyle amaçlanan yıkılır, hücre parçalanmış olur.
Artık mekanın 8 metrekare olmasının bir hükmü yoktur. Devrimci gelişimi, artık mekan ortaklığına dayalı biçimlerin içerisinde değil, fiziksel olarak son derece sınırlandırılmış, olanakların da son derece az olduğu koşulları içerisinde gerçekleştirmiş oluruz. Hepimiz de biliriz ki, sorun aslolarak zorla hapsedildiğimiz hücreler ve onların yıkılmasında değil, zihinlerde ve yaşamın içerisinde oluşturulmuş hücrelerin yıkılmasındadır.
Survivor”(*) gücü ve hüneri
Hapishanelerdeki koşullar sert ve ağırdır; sadece günlük yaşamı sürdürmek dahi bir çabayı, yaşamı sürdürebilecek bir savaş gücünü ve hüneri –“survivor”- gerektirmektedir. Örneğin tek kişilik bir hücrede hastalanma lüksünüz yoktur. Ama organik yaşamın başlamasıyla birlikte kazanılmaya başlanan içgüdüsel bir yetenektir bu aynı zamanda ve insan, hele ki devrimciler, hiç de donanımsız değildir bu konuda. Fakat sorunun boyutları bunun çok ötesinde olduğu gibi, önceki deneyim ve bilginin sınırlarını parçalamayı gerektiren bir düzeydedir de. Ayrıca toplumsallaşmış birey gelişimini, devrimci bireyin özerk ve çok yönlü gelişimiyle senkronize edememiş, bilinçsel olarak dönemselin ve kendiliğindenci gelişiminin sınırlarını aşamayan, gelişimini daha çok biçimsel devrimci ritüeller üzerinden gerçekleştiren Türkiye devrimci hareketinin kadro yapısı, bir dönem devrimciliği olarak şekillenen ve gelişimini ancak büyük güç kaybı ve kesintilerle sürdürebildiği bu durumu yadsıyarak aşmak zorundadır.
Sorun bu boyutlarıyla salt hapishanelerdeki devrimci tutsaklarla sınırlı olmadığı gibi, yüksek bir bilinç sıçramasını ve pratiğini de gerektirmektedir
Ajitasyonun sahibini vuran içeriği değişmeli
Kaba bir zorla başlayan, dönemin özellikleriyle birleşip uzayan sürecin içerisinde yeni biçimlenişler kazanan kadroların tasfiyesinin somut iki biçiminden söz ettiğimiz anlaşılmıştır. Şehitlere verilen onca söze, kavganın ateşinde pişmişliğe, gelecekle ilgili tahayyüllerimizin gücüne karşın, onlara sırtını çevirebilenler ya da büyük bir amaca korkusuz ve fütursuzca ve onun gerektirdiği büyük bir enerjiyle yürümenin gerisine düşmüş olanlar… Nedenleriyle birlikte kapsamı da geniş olan, içimizi acıtan bu sorunun üzerine gitmek ve resme farklı bir gözle bakarak bütününü görmek, öncelikle yapılması gerekendir.
F tiplerini teşhir, tecrit ve izolasyona, hak gasplarına karşı mücadele ile sınırlı, bu biçimiyle dar ve bir yöne hapsolmuş bir ele alıştan kurtulmak ve yeni bir mücadele perspektifinin içerisine yerleştirmek ve hapishanelerde yeni bir duruş biçimi oluşturmak da zorunlu hale gelmektedir. Öncelikle görülmesi gereken bir nokta, F tiplerini teşhir amacıyla yürütülen çalışmaların gerçeği yansıtıcı olsa da, doğru bir bütünün parçası olmayıp tek yanlı kalmasıyla dışarıdakilerde F tipi korkusunu büyüten bir etki yapar hale gelmesidir. 12 Eylül sonrasında yaygın olan, işkencelere ilişkin anlatımların onun direnmeyle yenilebileceğini içeren örneklerle birlikte verilmediğinde yarattığı etkiye benzer bir etkidir bu. Olay aktarımlarında abartılı vurgulamalarla teşhir amaçlı propaganda zihinlerde F tiplerinin hiçbir koşulda yaşanamaz yerler olarak görülmesine yol açıp sahibini vuran bir bumeranga dönüşmektedir.
Yeni koşullar, yeni biçimler gerektiriyor
Direnişin de yenilgiyle sonuçlanması sonrasında, F tipleriyle birlikte hapishane koşullarında köklü bir değişiklik gerçekleşti. Faşist saldırının direnişle kırılamaması, izleyen ve uzun bir dönemdir süren durağanlık ve güç kaybı, tecrit ve izolasyon politikalarını daha kolay uygulanır hale getirdi. Önceki dönemin hapishane koşullarıyla bugünün hapishane koşulları arasında basitçe mekan farkından ibaret olmayan çok temel farklar bulunmaktadır.
Önceki dönemin mücadele biçimlerini ve devrimci yaşamın örgütlenmesini olduğu gibi sürdürmek olanaklı olmadığı gibi, aşikar olan bu durumu biliyor olmak da yetmiyor. Her zaman olduğu gibi, yeni bir durumun içerisinde eski biçimleri sürdürmeye çalışmak bir sonuç yaratmadığı gibi, körlük durumunun süregitmesi daha çok yıpranmaya ve güç kaybına neden olur. Maalesef, bir dönem etkili olmuş, hatta parlak sonuçlar yaratmış mücadele biçimlerinin etkisinden kurtulmak, onların dışına çıkarak düşünmek, yeni koşullara uygun yeni biçimlere geçebilmek hiç de kolay değildir. Başarı kazanmış önceki biçimlerin sağladığı güven ve kör tutku, çok daha önemlisi yeni bir paradigmanın kavranmasından uygulanmasına olan güçlükleri, onu daha zor kılar. Bu söylediklerimiz, hapishanelerde süregiden durum için de geçerlidir. Üstelik tam bir politikasızlık, kendiliğindenliğe terkediş vardır. Bu duruma son vermek için, hapishanelerde devrimci yaşamın yeni bir temelde örgütlenmesi ve politika değişikliği, çözüm bekleyen acil bir sorundur.
Cezaevlerinde devrimci yaşamın yeni bir temelde örgütlenmesi
Ara ara kesintiye uğrasa da, hapishanelerde yaşam, devrimci yapıların gelişimine eş diyebileceğimiz çok uzun bir dönem, devrimci örgütlerce siyasi, sosyal, kültürel vb. yönlerden devrimci bir temelde örgütleniyordu. Siyasi yapı komünleri ve genel komünler ortak yaşamın temelini oluşturuyordu. Birlikte ve farklı düzey ve biçimlerde siyasal çalışma yapılıyor, panel, tartışma toplantıları, anma ve kutlama günleri gerçekleştiriliyordu. Bu koşullarda, devrimci ritüeller her yönden güçlü ve canlı tutulabiliyordu. İdeolojik siyasal gelişimin, deney aktarımının, paylaşımın ve değerleri özümsemenin, kültürel ve sanatsal yönleri de içeren çok yönlü gelişimin pek çok araç ve olanağına sahiptik. İçeride olduğu gibi dışarıyla da politik etkileşim, yönlendirme, haber akışı ve süreçlere müdahale olanakları birçok yönden mümkündü. Siyasi yapılar tarafından farklı farklı içeriklendirilse, kimilerinde içleri boşaltılıp biçimsel bir karaktere büründürülse ve bu abese vardırılsa, ayrıca her bir devrimcinin bunlardan yararlanma, değerlendirme, alma düzeyleri oldukça büyük farklılıklar taşısa da, bir bütün olarak bunlar, devrimci yaşamın ortak örgütlenişinin temel taşları, devrimci bir biçimleniş ve yapı kimliği oluşturmanın önemli araç ve olanaklarıydı. Faşizme karşı militan politik direnişle birlikte, hapishaneler devrimci eğitim ve kadro biçimlendirilmesinin etkin alanları haline geldiler. Siyasal devrimci mücadelenin etkili bir bileşeni oldukları gibi, birçok devrimci yapının değişik ve kritik bazı dönemlerde –bunu süreklileştirmeye çalışmak gibi yanlışlara da düşülerek- siyasal yönlendirme ve yönetmede inisiyatif geliştirdikleri alanlar da oldular.
Bilindiği gibi, sağ teslimiyetçiliğin hakim olduğu hapishaneler ve dönemler de oldu; sonradan sol tasfiyeciliğe dönüşen, hapishaneleri mücadelenin merkez üssü olarak görüp sol taktikleri sürekli kılmaya çalışan görüşlerin etkin olduğu dönemler de. Bununla birlikte, devrimci siyasal tarihin bütününe bakıldığında, Türkiye hapishaneleri, sınıf mücadelesinde ve yaşamın devrimci temelde örgütlenmesinde etkin devrimci bir rol oynadılar. Bunun oluşturduğu sorun ve devrimci tehdit, faşist karşıdevrimin 19 Aralık saldırısı ve F tipi tecrit ve izolasyon politikasıyla bitirilmek istendi, isteniyor.
Cezaevi politikalarında köklü bir değişikliği öngören bu saldırılar, hapishaneler cephesinden güçlü bir direnişle karşılanmasına karşın, aslolarak etkin olan sol tasfiyeci politikaların sonucu olarak püskürtülemedi. Dış desteklerin zayıflığına ve direnişin başlangıçtaki yanlış biçimlendirilmesine karşın mümkündü bu. Bugünkünden çok çok daha iyi bir sonuç, yeni bir denge ve mevzilenme sağlanabilirdi. Gelinen noktada, direnişin yenilgisi ve ortaya çıkan yeni durum ve sürecin uzamasıyla birlikte gitgide daha fazla güç kaybına uğranıyor olması, eski biçimlerin içerisinde kalınamayacağını gösterdiği gibi, her yönden yeni duruma geçişi zorunlu kılmaktadır. Hapishanelerde devrimci yaşamın önceki biçimler içerisinde ve eski düzeyiyle örgütlenmesinin koşul ve olanakları ortadan kalkmıştır. Karşıdevrimin cezaevi politikasına ve bunun merkezinde yer alan tecrit ve izolasyona karşı mücadele sürecektir. Hücrelerde mekansal yalıtmaya dayalı tecritin kırılması, uzun erimli bir mücadelenin konusudur. Halihazırdaki güç dengeleri içerisinde tecritin bu biçiminin kırılması bugün mümkün olmadığı gibi, yakın dönemde de olanaklı görünmüyor. Bundan dolayı, tecrit ve izolasyon kavrayışını daraltan bir mekan algılamasından çıkıp amaç düzeyinden bakmak gerekiyor. Öncelikle bu durumun içerisinde onu yenmenin, devrimci yaşamı sürdürme ve geliştirmenin yeni biçimlerini bulmalıyız.
Basit yeniden üretim yetmez
Kısa ve öz biçimiyle söylersek, eskisi gibi ortak mekanlarda ortak bir devrimci yaşamı örgütlemenin ve kolektif gelişim sağlamanın olanakları yoktur. Bu, bugün hapishanelerde iç ve dış etkileşim olanakları olabildiğince genişletmeye çalışarak, bulunulan sınırlı mekan içerisinde –hücrelerde- devrimci yaşamın üretilmesi temelinde olmak zorundadır. Kaçınılmaz ve zorunlu olarak bireysel ve birkaç kişiyle sınırlı olacak olan bu üretim, birinci olarak bütün duyargalarıyla ve en güçlü biçimde kolektif algı ve eleştirel özümlemeye açık olmalıdır. Ve bununla birlikte, kendini tekrarlar nitelikte bir basit yeniden üretim değil, kendini geliştirip büyütebilen genişletilmiş yeniden üretim niteliği kazanmalıdır.
Tecrit ve izolasyon sadece bir devrimciyi aktif devrimci yaşamdan, mücadeleye dolaysız katılım olanaklarından, birarada olmaktan yoksun bırakmak değildir. İdeolojik-politik, kültürel ve pratik bir bütünlük oluşturan kolektif kimliğin parçalanması, bunların herbirinde ve bütününde gelişim olanaklarının ortadan kaldırılarak kişinin dar bir mekan ve durağan tekdüze bir ortamın içerisinde hapsedilmesiyle içine doğru çökmesini sağlamayı amaçlayan bir politikadır. Saldırı, fiziki ya da salt fiziki değildir. Hücrelerde pasın demiri çürütmesi gibi, son derece yavaş, hükmünü içten içe yürüten, durağan ve rutinin hakim kılındığı bir ortamda, kişi kendi kendisiyle çarpışmaya doğru itilerek gerçekleştirilir çürüme. İç savaş yürütülmeden kazanılacak bir savaş değildir bu. Fakat, iç savaş döngüsüne hapsolunarak kazanılabilecek bir savaş hiç değildir. Yılların yıllara eklendiği süreçlerden söz ettiğimiz düşünülürse, meydan savaşlarının büyük kahramanlıklarıyla, ya da birkaç çarpışmayı kazanarak başarıya ulaşılacak olan bir mücadele de değildir. Soluklu olmayı, rutin ve durağan olanı –hücrede ve hemen her olanaktan yoksun bırakılmışken- düşman olarak görebilmeyi, her an, her vesileyle alan genişletmeyi, önceki birikimleri, kitap, gazete, dergi, TV, ziyaret, mektup, vb. eleştirel bir özümlemeyle süzerek kolektif algı ve hafızanın geliştirici araçları haline getirebilmeyi, günlük yaşamı her daim canlı ve politik kılmayı gerektirir.
Devrimci bireyin özgerçekleştirimi ve gelişimi ve bunun yaratıcı bir nitelik taşıması, özellik gelişimlerini içermesi zorunludur. Ne kadar güçlü olursa olsun, uzayan zaman içerisinde salt devrimci ritüellere bağlı kalınarak ve önceki devrimci özelliklerimizle sınırlı kalınarak bu sürece direnmek ve üstesinden gelmek mümkün değildir. Devrimci yaşamın sürekli, şu ya da bu özelliğin açılımını sağlayacak bir gelişimi ve bu gelişim sürekliliğinin yeni ögeler içermesi ve bu temelde sağlanacak sıçramalar, özgüveni de geliştirerek hücrelerdeki savaşın kazanılmasını sağlar. Özgerçekleştirim ve kişinin dönüşümü içeren gelişimi, hücrelerdeki savaşımın kazanılmasının birincil koşuludur. Bu ise, her ne kadar zorunlu olarak bireysel bir çaba ise de, devrimci kolektif kimliğin bir parçası olmaktan ve kolektif hedef ve amaç birliği içerisinde bütünsel ve somut kavranışından, gelecek perspektifinin içsel kılınmasından ayrı düşünülemez ve olamaz.
Tam da bu noktada sorun, hapishanelerde devrimci yaşamın sürdürülebilmesinin ve yeni bir temelde örgütlenmesinin zorunlu bir koşulu olmanın ötesinde, yeni kadro gelişim ve biçimlenmesinin, toplumsal ve bireysel gelişim arasındaki çelişik ve gerilimli ilişkinin çözümü sorunu olarak çıkmaktadır karşımıza. Ki bu yeni kadro gelişim ve biçimlenmesinin olduğu gibi, yaşanmış sosyalizm deneyimlerinin de ışığında gelecekteki sosyalist kuruluşun çözüm bekleyen önemli ve kritik sorunudur. Hücredeki komünist devrimci bireyin özgerçekleştirimi ve gelişim sürekliliği ile, bunun çok geniş ve güçlü bir kolektif kavrayış ve toplumsallaşmış (yapıda somutlanan ve onun üzerinden duyumsanan) birey kavrayışıyla gerçekleştirilmesi başarıldığında sorun çözülmüş olur. Kişinin kendi içerisine hapsiyle amaçlanan yıkılır, hücre parçalanmış olur.
Artık mekanın 8 metrekare olmasının bir hükmü yoktur. Devrimci gelişimi, artık mekan ortaklığına dayalı biçimlerin içerisinde değil, fiziksel olarak son derece sınırlandırılmış, olanakların da son derece az olduğu koşulları içerisinde gerçekleştirmiş oluruz. Hepimiz de biliriz ki, sorun aslolarak zorla hapsedildiğimiz hücreler ve onların yıkılmasında değil, zihinlerde ve yaşamın içerisinde oluşturulmuş hücrelerin yıkılmasındadır.
Survivor”(*) gücü ve hüneri
Hapishanelerdeki koşullar sert ve ağırdır; sadece günlük yaşamı sürdürmek dahi bir çabayı, yaşamı sürdürebilecek bir savaş gücünü ve hüneri –“survivor”- gerektirmektedir. Örneğin tek kişilik bir hücrede hastalanma lüksünüz yoktur. Ama organik yaşamın başlamasıyla birlikte kazanılmaya başlanan içgüdüsel bir yetenektir bu aynı zamanda ve insan, hele ki devrimciler, hiç de donanımsız değildir bu konuda. Fakat sorunun boyutları bunun çok ötesinde olduğu gibi, önceki deneyim ve bilginin sınırlarını parçalamayı gerektiren bir düzeydedir de. Ayrıca toplumsallaşmış birey gelişimini, devrimci bireyin özerk ve çok yönlü gelişimiyle senkronize edememiş, bilinçsel olarak dönemselin ve kendiliğindenci gelişiminin sınırlarını aşamayan, gelişimini daha çok biçimsel devrimci ritüeller üzerinden gerçekleştiren Türkiye devrimci hareketinin kadro yapısı, bir dönem devrimciliği olarak şekillenen ve gelişimini ancak büyük güç kaybı ve kesintilerle sürdürebildiği bu durumu yadsıyarak aşmak zorundadır.
Sorun bu boyutlarıyla salt hapishanelerdeki devrimci tutsaklarla sınırlı olmadığı gibi, yüksek bir bilinç sıçramasını ve pratiğini de gerektirmektedir
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


