1
BARIŞ SÜRECİ Bir 26/10/2009, 19:31
Cumhuriyet döneminde sürdürülen inkar ve imha politikalarının çözüm olmadığının net olarak anlaşılması, günümüz koşullarında şiddetle bir yere varılamayacağının anlaşılması sonucunda hükümet açılım yapma ihtiyacı hissetti. Ancak bu açılım siyasi rant elde etme hesabıyla başlatıldı ve aynı hesapla yönetilmeye çalışıldı.
AKP başta bu projeyi Kürt açılımı olarak ifade etti, kendi muhafazakar tabanından, milliyetçi ve ulusalcı çevrelerden gelen tepkiler üzerine ‘demokratik açılım ‘ ve giderek ‘milli birlik ve kardeşlik’ projesi olarak kamuoyuna yansıtıldı. Açılım kavramının kısa sürede bu denli içinin boşaltılması AKP’nin açılım konusundaki samimiyetsizliğinin göstergesidir.
Hükümet başlangıçta bunun bir devlet projesi olduğunu açıklamyarak bundan siyasi rant elde etmek istedi. Muhalefetten ırkçı, şoven eleştirilerin gelmesine bağlı olarak oy kaybedeceği korkusu ve telaşına kapılarak bunun bir devlet projesi olduğunu açıklamak zorunluluğu hissetti, ama muhalefetin açılıma destek sunmasını sağlayamadı.
Ben şahsen bu projenin bir devlet projesi olduğuna, ve bu projenin dış güçlerin baskısıyla yürürlüğe konulduğuna inanlardanım. T.C. devleti bu projeyi uygulamaya koyarken Kürt özgürlük hareketinin hızına kavuşabilmek için acele etmiştir. Açılımın alt yapısı hazırlanmamıştır. Açılımın zorunluluğu “artık analar ağlamasın” söyleminin çok ötesinde bir durum olup çok daha geniş açıklamalar yapılmasını gerektirir. Cumhuriyet dönemi süresince “Kürtler yoktur, kürt dili yoktur.” anlamında açıklamalarla beyni yıkanan, otuz yıldır savaş edebiyatıyla yetiştirilen.... terörist, bölücübaşı, eşkıya, cani, bebek katili v.b. aşağılayıcı kavramlarla kürde karşı kışkırtılan, her kürdü potansiyel suçlu olduğunu kabul eden bir toplumu psikolojik ve siyasi olarak barışa hazırlamadan atılan adımların sekteye uğraması kaçınılmazdır.
Devlet geçmişle yüzleşmek, geçmişte uygulanan politikanın yanlışlığını tüm organları harekete geçirerek, tüm kanalları kullanarak halka anlatmak, halkı barışa hazırlamak zorundadır.
Barışı gerçekleştirmek savaşı yönetmekten çok zordur. Barışın yolu dikenli ve taşlıdır. Çok emek ister, hoşgörü ister, cesaret ister, sabır ister, yürek ister, özgüven ister.
Mahmur`dan ve Kandil`den gelen barış grupları tıkanan açılım sürecinin önünü açmıştır. Bunu kimse inkar edemez. Barış gruplarının İmralı’da tutuklu bulunan A. Öcalan’ın direktifi doğrultusunda pişmanlık duymadan, teslim olmak için değil, demokratik açılımın önünü açmak için “barış elçisi” olarak ülkeye giriş yaptıkları herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Devlet yetkilileri bunu evirmeden, çevirmeden halka uygun bir dille hiç bir komplekse kapılmadan anlatmak durumundadır. Gelip teslim oldular, pişman oldular, tükendiler v.b. açıklamaların gerçeği yansıtmadığını herkes biliyor. Bu bağlamda medyaya önemli görev düşüyor. Medya haber ve yorumlarında savaş dilini terketmeli, barış dilini kulanmalı. Savaş dilini kullanarak barışı sağlamak olası değildir.
Barış elçilerinin gelmesiyle Kürt hareketinin barıştaki samimiyeti şüphe götürmez biçimde ortaya çıkmıştır. Barış elçilerinin serbest bırakılması barış umudunun yeşererek boy vermesine sebep olmuştur. Barış elçierinin gelişleri ve Diyarbakır yolculuğu Kürtlerin genel anlamda A. Öcalan’a, PKK’yeve DTP’ye bağlılığının net bir fotoğrafıdır. Kürtlerin ve barış savunucularının bayram havasında, festival coşkusuyla barış elçilerini karşılamalarının siyasi şov olarak açıklanması milliyetçi duyguları kışkırtmış, ırkçı ve açılım karşıtı gösterilere sebep olmuştur. Yanlış olan Kürtlerin barışı bayram coşkusuyla kutlamaları değil, batıda yaşayan kardeş Türk halkının barışın önemini kavramaması ve Kürt kardeşleriyle birlikte özgürlük türküleri söyleyerek dilana durmamasıdır. Bu durumun doğmasının ve barış sürecinin sekteye uğramasının sorumlusu barışın zorunluluğunu ve Türkiye’ye kazandıracağı geleceği anlatmayan devlet yetkilileri ve basın mensuplarıdır.
Barış ekmek kadar, su kadar, hava kadar önemlidir. Barışın kesintiye uğraması ancak ve ancak savaştan rant elde edenleri umutlandırır. Barış için sabırlı olmaya, hoşgörülü olmaya, cesaretli davranmaya, yürekli olmaya devam etmek zorundayız.
Dünyada saygın ve büyüyen bir Türkiye ancak ve ancak Türkiye’de yaşayan tüm halkların gönüllü birliktelik temelinde eşit ve özgürce yaşamasına bağlıdır. Bu, onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanmasıyla olasıdır. Onurlu bir barış için herkes elini taşın altına koymalıdır.
Kardeş Türk halkının barışa hazır olmadığı gerçeğinde Kürt halkının bir kusuru yoktur. Ancak onurlu barışın gerçekleşmesi için Türkiye’de yaşayan halklar barışa sevinmeye hazır oluncaya kadar sevincimizi ve coşkumuzu yansıtmada ölçülü olmak zorundaysak bu özveride bulunabilmeliyiz. Biliyorum otuz yıldır zoraki sürdürülen bu kirli savaşta eşini, çocuğunu, annesini, babasını, dostunu ve akrabasını kaybedenlerin, köyü yakılıp yıkılan, göç ettirilerek yerinden yurdundan edilen, her türlü ayrımcılığa ve işkenceye tabi tutularak zindanlara doldurulan kürtlerin barış umuduna yönelik olarak sevincini ve coşkusunu saklamak hatta ayarlamak zordur, ama barış için zoru başarmak zorundayız...... Barış savunucuları bunu başarırlarsa savaştan medet uman kesimlerin şehit ailelerini yanlış yola kanalize etmelerine izin verilmemiş olur. Şunu bilmeliyiz Türk kardeşlerimiz ‘vatan elden gidiyor’ mantığıyla davul zurnayla savaşa, ölmeye ve öldürmeye gönderiliyordu. Gerçekler halktan bilinçli olarak saklanıyordu. Çakıl taşı, vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapılarak çocukları savaşa kurban verilen ailelerin acılarını, sıkıntılarını anlamak gerektiğini düşünüyorum. İnanıyorum ki şehit aileleri çocuklarının boşuna öldüklerini ve öldürdüklerini anlayacaklar ve çocuklarını bu kirli savaşta kaybeden, inanılmaz acılar yaşayan Kürtlerle birlikte onurlu bir barış için özgürlük türküleri söyleyerek dilana duracaklardır.
Hepimizin barışa ihtiyacı var, hep birlikte el ele vererek, engelleri aşarak barışı sağlamak zorundayız.
Yılmak yok, barış için mücadeleye devam..........
İsmail Cömertoğlu
ismailcomertoglu.com.
AKP başta bu projeyi Kürt açılımı olarak ifade etti, kendi muhafazakar tabanından, milliyetçi ve ulusalcı çevrelerden gelen tepkiler üzerine ‘demokratik açılım ‘ ve giderek ‘milli birlik ve kardeşlik’ projesi olarak kamuoyuna yansıtıldı. Açılım kavramının kısa sürede bu denli içinin boşaltılması AKP’nin açılım konusundaki samimiyetsizliğinin göstergesidir.
Hükümet başlangıçta bunun bir devlet projesi olduğunu açıklamyarak bundan siyasi rant elde etmek istedi. Muhalefetten ırkçı, şoven eleştirilerin gelmesine bağlı olarak oy kaybedeceği korkusu ve telaşına kapılarak bunun bir devlet projesi olduğunu açıklamak zorunluluğu hissetti, ama muhalefetin açılıma destek sunmasını sağlayamadı.
Ben şahsen bu projenin bir devlet projesi olduğuna, ve bu projenin dış güçlerin baskısıyla yürürlüğe konulduğuna inanlardanım. T.C. devleti bu projeyi uygulamaya koyarken Kürt özgürlük hareketinin hızına kavuşabilmek için acele etmiştir. Açılımın alt yapısı hazırlanmamıştır. Açılımın zorunluluğu “artık analar ağlamasın” söyleminin çok ötesinde bir durum olup çok daha geniş açıklamalar yapılmasını gerektirir. Cumhuriyet dönemi süresince “Kürtler yoktur, kürt dili yoktur.” anlamında açıklamalarla beyni yıkanan, otuz yıldır savaş edebiyatıyla yetiştirilen.... terörist, bölücübaşı, eşkıya, cani, bebek katili v.b. aşağılayıcı kavramlarla kürde karşı kışkırtılan, her kürdü potansiyel suçlu olduğunu kabul eden bir toplumu psikolojik ve siyasi olarak barışa hazırlamadan atılan adımların sekteye uğraması kaçınılmazdır.
Devlet geçmişle yüzleşmek, geçmişte uygulanan politikanın yanlışlığını tüm organları harekete geçirerek, tüm kanalları kullanarak halka anlatmak, halkı barışa hazırlamak zorundadır.
Barışı gerçekleştirmek savaşı yönetmekten çok zordur. Barışın yolu dikenli ve taşlıdır. Çok emek ister, hoşgörü ister, cesaret ister, sabır ister, yürek ister, özgüven ister.
Mahmur`dan ve Kandil`den gelen barış grupları tıkanan açılım sürecinin önünü açmıştır. Bunu kimse inkar edemez. Barış gruplarının İmralı’da tutuklu bulunan A. Öcalan’ın direktifi doğrultusunda pişmanlık duymadan, teslim olmak için değil, demokratik açılımın önünü açmak için “barış elçisi” olarak ülkeye giriş yaptıkları herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Devlet yetkilileri bunu evirmeden, çevirmeden halka uygun bir dille hiç bir komplekse kapılmadan anlatmak durumundadır. Gelip teslim oldular, pişman oldular, tükendiler v.b. açıklamaların gerçeği yansıtmadığını herkes biliyor. Bu bağlamda medyaya önemli görev düşüyor. Medya haber ve yorumlarında savaş dilini terketmeli, barış dilini kulanmalı. Savaş dilini kullanarak barışı sağlamak olası değildir.
Barış elçilerinin gelmesiyle Kürt hareketinin barıştaki samimiyeti şüphe götürmez biçimde ortaya çıkmıştır. Barış elçilerinin serbest bırakılması barış umudunun yeşererek boy vermesine sebep olmuştur. Barış elçierinin gelişleri ve Diyarbakır yolculuğu Kürtlerin genel anlamda A. Öcalan’a, PKK’yeve DTP’ye bağlılığının net bir fotoğrafıdır. Kürtlerin ve barış savunucularının bayram havasında, festival coşkusuyla barış elçilerini karşılamalarının siyasi şov olarak açıklanması milliyetçi duyguları kışkırtmış, ırkçı ve açılım karşıtı gösterilere sebep olmuştur. Yanlış olan Kürtlerin barışı bayram coşkusuyla kutlamaları değil, batıda yaşayan kardeş Türk halkının barışın önemini kavramaması ve Kürt kardeşleriyle birlikte özgürlük türküleri söyleyerek dilana durmamasıdır. Bu durumun doğmasının ve barış sürecinin sekteye uğramasının sorumlusu barışın zorunluluğunu ve Türkiye’ye kazandıracağı geleceği anlatmayan devlet yetkilileri ve basın mensuplarıdır.
Barış ekmek kadar, su kadar, hava kadar önemlidir. Barışın kesintiye uğraması ancak ve ancak savaştan rant elde edenleri umutlandırır. Barış için sabırlı olmaya, hoşgörülü olmaya, cesaretli davranmaya, yürekli olmaya devam etmek zorundayız.
Dünyada saygın ve büyüyen bir Türkiye ancak ve ancak Türkiye’de yaşayan tüm halkların gönüllü birliktelik temelinde eşit ve özgürce yaşamasına bağlıdır. Bu, onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanmasıyla olasıdır. Onurlu bir barış için herkes elini taşın altına koymalıdır.
Kardeş Türk halkının barışa hazır olmadığı gerçeğinde Kürt halkının bir kusuru yoktur. Ancak onurlu barışın gerçekleşmesi için Türkiye’de yaşayan halklar barışa sevinmeye hazır oluncaya kadar sevincimizi ve coşkumuzu yansıtmada ölçülü olmak zorundaysak bu özveride bulunabilmeliyiz. Biliyorum otuz yıldır zoraki sürdürülen bu kirli savaşta eşini, çocuğunu, annesini, babasını, dostunu ve akrabasını kaybedenlerin, köyü yakılıp yıkılan, göç ettirilerek yerinden yurdundan edilen, her türlü ayrımcılığa ve işkenceye tabi tutularak zindanlara doldurulan kürtlerin barış umuduna yönelik olarak sevincini ve coşkusunu saklamak hatta ayarlamak zordur, ama barış için zoru başarmak zorundayız...... Barış savunucuları bunu başarırlarsa savaştan medet uman kesimlerin şehit ailelerini yanlış yola kanalize etmelerine izin verilmemiş olur. Şunu bilmeliyiz Türk kardeşlerimiz ‘vatan elden gidiyor’ mantığıyla davul zurnayla savaşa, ölmeye ve öldürmeye gönderiliyordu. Gerçekler halktan bilinçli olarak saklanıyordu. Çakıl taşı, vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapılarak çocukları savaşa kurban verilen ailelerin acılarını, sıkıntılarını anlamak gerektiğini düşünüyorum. İnanıyorum ki şehit aileleri çocuklarının boşuna öldüklerini ve öldürdüklerini anlayacaklar ve çocuklarını bu kirli savaşta kaybeden, inanılmaz acılar yaşayan Kürtlerle birlikte onurlu bir barış için özgürlük türküleri söyleyerek dilana duracaklardır.
Hepimizin barışa ihtiyacı var, hep birlikte el ele vererek, engelleri aşarak barışı sağlamak zorundayız.
Yılmak yok, barış için mücadeleye devam..........
İsmail Cömertoğlu
ismailcomertoglu.com.
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap









Anahtar Kelime | Tags:


