1
AÇILIM AÇMAZLIĞI Bir 27/8/2009, 03:37
AÇILIM AÇMAZLIĞI
“hiza- istikamet çeker
bir başçavuş
sus pus olur
parlamentokabadayıları”
Önce cumhurbaşkanının “Türkiyenin en büyük sorunu, Kürt sorunu ya da güneydoğu
sorunudur. Adına ne derseniz deyin” şeklindeki açıklaması ve daha sonra
“yakında çok iyi şeyler olacak” muştusuyla başlayıp hükümetin “demokratik
açılım(Kürt açılımı) olarak başlattığı ve “biz her türlü riski göze alarak bu
yola girdik ve bu sorunu çözeceğiz” yollu pehlivanlık gösterileriyle ivme
kazanan açılım süreci sona gelmiş bulunuyor.
Sonuç sıfır.
Başçavuş hiza- istikamet çekti ve hükümet de, cumhurbaşkanı da suspus oldu. Gerçi başçavuşun beygiri bile yellense bizim demokrasinin kodamanları titreyip kendilerine dönerlerdi. Türkiye Cumhuriyetinin temeli ırkçılık üzerine, ülke içinde yaşayan azınlıkların kanları üzerine oturtulmuştur ve
bundan ötürü hep “ uniter, ulus” felan feşmekan devlettir. Ama demokratik devlet olamaz. Türkiyenin ileri gelenleri yanlarında yaşayan Türk olmayan halka o insanların gözünün içine bakarak en aşağılık, en adaba
uygunsuz sözleri sıralamada yarışırlar. Başları sıkışınca da “kardeşiz” derler.
Bu insanlık erdeminden hiç nasiplenmemiş olanların ahlaksal durumu olasa gerek.
Demokrasi halkın kendisini kendisinin yönetmesidir. Bu anlayış kapitalist sistemle
biçimsel bir duruma sokulmuş ve kendi kendisini yönetme temsilcilerle yönetme
durumuna getirilmiştir. Yani halkın seçtiği temsilciler ülkeyi yönetir. Bugünkü
demokrasinin şekli budur. Peki Türkiye nasıl yönetiliyor? Seçilmiş
temsilcilerle mi yoksa başlangıçtan beri erkin merkezine yerleşen bazı
kurumlarca mı? Türkiyede hükümet vardır, il ve ilçe meclisleri vardır,
belediyeler vardır. Bunlar seçilmis yönetim organlarıdır.
Ama hükümeti üç-beş tane subay bir gecede alaşağı eder ve tüm yasaları da çöpe atar.
Devrilen hükümet ve öteki seçilmiş kurumlar, meclis vb. gıkını bile çıkaramaz.
Belediyeleri vali dağıtabilir. Kaymakam muktarı görevden alır. Ama Türkiyede hükümetin ordu komutanını görev süresi dolmadan görevden aldığı hiç görülmemiştir.
Görülüyorki, ülkeyi esas yönetenler seçilmişler değil, atanmış olanlardır. Yani Milli Güvenlik Kurulu
(bunun içinde esas belirleyici olan genelkurmaydır) vali, kaymakam vs. Seçilmiş
kurumlar “demokrasi var” yalanını halka yutturmanın araçlarıdır sadece. Türkiyenin en demokratik dönemi bugünkü dönemdir ve ne kepaze bir demokratik dönem olduğu ise apaçık ortada.
Eğer ülkeye demokrasi getirmek isteyen birileri varsa, başta avrupa standartlarına uygun
bir anayasa yapmalı. Irkçılığı, dinsel ayrımcılığı, cinsel ayrımcılığı,
başçavuşların devlet üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırmalı. Her tür
kademedeki atanmış yöneticiliğe son vermeli ve her kademede devleti halkın
seçtiği yöneticiler yönetmeli.
27 /8/2009
Mehmet Sarı
“hiza- istikamet çeker
bir başçavuş
sus pus olur
parlamentokabadayıları”
Önce cumhurbaşkanının “Türkiyenin en büyük sorunu, Kürt sorunu ya da güneydoğu
sorunudur. Adına ne derseniz deyin” şeklindeki açıklaması ve daha sonra
“yakında çok iyi şeyler olacak” muştusuyla başlayıp hükümetin “demokratik
açılım(Kürt açılımı) olarak başlattığı ve “biz her türlü riski göze alarak bu
yola girdik ve bu sorunu çözeceğiz” yollu pehlivanlık gösterileriyle ivme
kazanan açılım süreci sona gelmiş bulunuyor.
Sonuç sıfır.
Başçavuş hiza- istikamet çekti ve hükümet de, cumhurbaşkanı da suspus oldu. Gerçi başçavuşun beygiri bile yellense bizim demokrasinin kodamanları titreyip kendilerine dönerlerdi. Türkiye Cumhuriyetinin temeli ırkçılık üzerine, ülke içinde yaşayan azınlıkların kanları üzerine oturtulmuştur ve
bundan ötürü hep “ uniter, ulus” felan feşmekan devlettir. Ama demokratik devlet olamaz. Türkiyenin ileri gelenleri yanlarında yaşayan Türk olmayan halka o insanların gözünün içine bakarak en aşağılık, en adaba
uygunsuz sözleri sıralamada yarışırlar. Başları sıkışınca da “kardeşiz” derler.
Bu insanlık erdeminden hiç nasiplenmemiş olanların ahlaksal durumu olasa gerek.
Demokrasi halkın kendisini kendisinin yönetmesidir. Bu anlayış kapitalist sistemle
biçimsel bir duruma sokulmuş ve kendi kendisini yönetme temsilcilerle yönetme
durumuna getirilmiştir. Yani halkın seçtiği temsilciler ülkeyi yönetir. Bugünkü
demokrasinin şekli budur. Peki Türkiye nasıl yönetiliyor? Seçilmiş
temsilcilerle mi yoksa başlangıçtan beri erkin merkezine yerleşen bazı
kurumlarca mı? Türkiyede hükümet vardır, il ve ilçe meclisleri vardır,
belediyeler vardır. Bunlar seçilmis yönetim organlarıdır.
Ama hükümeti üç-beş tane subay bir gecede alaşağı eder ve tüm yasaları da çöpe atar.
Devrilen hükümet ve öteki seçilmiş kurumlar, meclis vb. gıkını bile çıkaramaz.
Belediyeleri vali dağıtabilir. Kaymakam muktarı görevden alır. Ama Türkiyede hükümetin ordu komutanını görev süresi dolmadan görevden aldığı hiç görülmemiştir.
Görülüyorki, ülkeyi esas yönetenler seçilmişler değil, atanmış olanlardır. Yani Milli Güvenlik Kurulu
(bunun içinde esas belirleyici olan genelkurmaydır) vali, kaymakam vs. Seçilmiş
kurumlar “demokrasi var” yalanını halka yutturmanın araçlarıdır sadece. Türkiyenin en demokratik dönemi bugünkü dönemdir ve ne kepaze bir demokratik dönem olduğu ise apaçık ortada.
Eğer ülkeye demokrasi getirmek isteyen birileri varsa, başta avrupa standartlarına uygun
bir anayasa yapmalı. Irkçılığı, dinsel ayrımcılığı, cinsel ayrımcılığı,
başçavuşların devlet üzerindeki egemenliğini ortadan kaldırmalı. Her tür
kademedeki atanmış yöneticiliğe son vermeli ve her kademede devleti halkın
seçtiği yöneticiler yönetmeli.
27 /8/2009
Mehmet Sarı
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


