1
SİYASİ İRADE VE ASKERİ VESAYET Bir 10/6/2009, 17:47
Demokratik olduğunu iddia eden ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemekte olan Türkiyede maalesef irade sorunu yaşanmaktadır. Demokratik olan hiç bir ülkede askerler ülkenin temel sorunları hakkında konuşamazlarken Türkiye’de cumhurbaşkanının bile ülkenin en önemli sorunu olarak tanımladığı ve acilen çözümlenmesi gerekir dediği Kürt sorunu konusunda genel kurmay başkanının karar verici bağlamında konuşması kabul edilemez. bu durum maalesef ülkemizde askeri vesaytin egemen olduğunun göstergesidir.
Ülkemizde antidemokratik rejimi doğuran, devlet mekanizmalarını işlemez hale getiren, milletin egemenlik şuurunu tahrip ederek yönetme meziyetlerini felç eden, 70 küsur milyonu zaturapt altına alan askeri vesayet yerini gerçek anlamda millet iradesine bırakmadıkça Kürt sorunu dahil hiç bir sorun gerçek anlamda kalıcı bir çözüme kavuşturulamaz.
Türkiye demokratikleşme konusunda samimi ise askerin tahakümünden kurtulmak zorundadır. En ufak bir meselede dahi askerin ağzına bakan ve ona göre icraatte bulunan bir Türkiye’de egemenliğin millette olduğunu söylemek sadece lafta kalır. 21. asırda her şeyi yerine oturtamayan, yargı, icra ve yasama organlarının faaliyet alanlarını çok net olarak belirlemeyen bir Türkiye’nin çağdaşlığından söz etmek ve bu haliyle AB’liğine alınacağını düşünmek saflık olur. Askerin direktifleri doğrultusunda yasa çıkaran, icraatta bulunan, hatta yargılamalarda bulunan bir Türkiye sorunlarını çözemez.
Demokratik ülkelerde irade siyasal iktidarın elindedir. Askerler ülkenin güvenliğini sağlamkla görevlidirler. Askeri konular dışında, özellikle Kürt sorunu gibi önemli konuda içeride ve dışarıda rastgele konuşamaz, direktif veremezler. Konuşurlarsa siyasal iradeyi elinde bulunduran siyasiler çok net bir şekilde eğip bükmeden otur, oturduğun yerde derler ve asker hemen görevinin başına döner. Askerler bunu bir onur meselesi de yapmazlar. Bizim başbakanımız ancak mayınlı arazi konusunda görüş belirten emekli albaya ‘otur yerine’ diyebiliyor. Darbecilere karşı onurlu mücadele verdiğini iddia eden AKP hükümeti genel kurmay başkanının direktifleri karşısında hazır ol durumuna geçtiği sürece bu mücadelede başarılı olamaz.
Ülkenin en önemli ve acilen çözümlenmesi gerektiği aklı selim herkes tarafından kabul edilen Kürt sorununun çözüme en yakın olduğu dönemde Genel kurmay başkanı ABD’ye gidiyor ve orada “...TSK olarak bizim tutumumuz çok açık. Kültürel özgürlüklere evet. Bireysel kalmak şartıyla. Devlet kültürel özgürlüklerin önünü açabilir. Bunun dışında, yok toplumsal haklar vesaire gibi düşüncelerin biz yanında değiliz. TSK olarak bizim için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren var olan iki niteliğidir. Biri ulus devlet, ikincisi üniter devlet. Biz ne ulus devletin çivisini oynatma konusunda tavır alırız ne de üniter devletin. İnsanlar Kürtçe öğrenmek isteyebilir. Açar kursunu. Genel prensip çok açık, net. Kültürel özgürlüklerin önünü açarsınız...” diyor.
Ne başbakan, ne TBMM başkanı, ne de başka bir lider (Ahmet Türk hariç) itirazda bulunmuyor. Bu kabul edilemez. Genel kurmay başkanı devlet adına böyle bir açıklamada bulunamaz. Devlet adına ancak ve ancak cumhurbaşkanı, başbakan v.b. açıklamalarda bulunabilirler. Eğer Genel kurmay başkanı bu açıklamayı ordu adına yapıyorsa bu daha vahimdir. Bunun anlamı benim dediğime aykırı bir karar alırsanız darbe yaparım demektir.
Hasan Cemal’in KCK’nin bir numaralı adamı Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiden anlaşıldığı üzere ****** üniter devlete, tek devlet ve tek bayrağa itiraz etmiyor. Sınırları bölmek, bağımsız bir ****** kurmak gibi bir talepleri yok. PKK’nin istediği anayasal vatandaşlık hakkı ve bir anlamda 1921 anayasasında ifade edilen mahalli özerklikten başka bir şey değildir. İlker başbuğ grup haklarının tanınmasına bağlı olarak Türkiye’nin Yugoslavya olacağını söylüyor. Bu kesinlikle doğru değildir. Tam tersine eğer grup hakları tanınarak halklar arasında tam eşitlik sağlanmazsa Türkiye Yugoslavya olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. 28 eyaletten oluşan, sekiz ayrı dini inanç ve sayısız dil grubunun yer aldığı dünyanın 1.1 milyar nüfusla en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan dimdik ayaktadır. Kimsenin korkmasına gerek yok. Hindistan dağılmadığına göre gönüllülük temelinde eşit birliktelik sağlanırsa Türkiye’nin dağılması ve bölünmesi söz konusu olamaz.
Kabul etsek de etmesek de coğrafyamızda çeyrek asırdır kirli bir savaş yaşanıyor. Bu savaş nedeniyle ülkenin zenginlikleri ve güzellikleri tarumar ediliyor. Kardeş kardeşi vuruyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanmakta olan inkar ve imha politikası uygulandı, uygulanmaya devam ediliyor. Günümüz koşullarında bu yöntemin çözüm olmadığı herkes tarafından kabul görmüştür.
Artık yolun sonuna gelindi. Bir ülkede savaşa da barışa da karar vermek Millet meclisinin görevidir. TBMM ülkenin en önemli sorununu başkasına havale etmeden ele almak, ön yargısız tartışarak çözüme bağlamak zorundadır. Bu bağlamda PKK’nin 15 Temmuza kadar almış olduğu eylemsizlik kararının çatışmasızlık ve giderek silah bırakmaya dönüşmesi için askerin operasyonları durdurması kararı alarak bunu acilen yürürlüğe koyması önemli bir başlangıç olur. Yanlış yorumlanmasın, kimse operasyonların durdurulması isteğini ordunun silah bırakması anlamında kullanmıyor. Bu sadece ellerin tetikte çekilmesi anlamındadır. Silahların susması, ölümlerin durması diyalogun başlamasının ve dolayısıyla kalıcı barışın sağlanmasının ön koşuludur.
İsmail Cömertoğlu
www.ismailcomertoglu.com
Ülkemizde antidemokratik rejimi doğuran, devlet mekanizmalarını işlemez hale getiren, milletin egemenlik şuurunu tahrip ederek yönetme meziyetlerini felç eden, 70 küsur milyonu zaturapt altına alan askeri vesayet yerini gerçek anlamda millet iradesine bırakmadıkça Kürt sorunu dahil hiç bir sorun gerçek anlamda kalıcı bir çözüme kavuşturulamaz.
Türkiye demokratikleşme konusunda samimi ise askerin tahakümünden kurtulmak zorundadır. En ufak bir meselede dahi askerin ağzına bakan ve ona göre icraatte bulunan bir Türkiye’de egemenliğin millette olduğunu söylemek sadece lafta kalır. 21. asırda her şeyi yerine oturtamayan, yargı, icra ve yasama organlarının faaliyet alanlarını çok net olarak belirlemeyen bir Türkiye’nin çağdaşlığından söz etmek ve bu haliyle AB’liğine alınacağını düşünmek saflık olur. Askerin direktifleri doğrultusunda yasa çıkaran, icraatta bulunan, hatta yargılamalarda bulunan bir Türkiye sorunlarını çözemez.
Demokratik ülkelerde irade siyasal iktidarın elindedir. Askerler ülkenin güvenliğini sağlamkla görevlidirler. Askeri konular dışında, özellikle Kürt sorunu gibi önemli konuda içeride ve dışarıda rastgele konuşamaz, direktif veremezler. Konuşurlarsa siyasal iradeyi elinde bulunduran siyasiler çok net bir şekilde eğip bükmeden otur, oturduğun yerde derler ve asker hemen görevinin başına döner. Askerler bunu bir onur meselesi de yapmazlar. Bizim başbakanımız ancak mayınlı arazi konusunda görüş belirten emekli albaya ‘otur yerine’ diyebiliyor. Darbecilere karşı onurlu mücadele verdiğini iddia eden AKP hükümeti genel kurmay başkanının direktifleri karşısında hazır ol durumuna geçtiği sürece bu mücadelede başarılı olamaz.
Ülkenin en önemli ve acilen çözümlenmesi gerektiği aklı selim herkes tarafından kabul edilen Kürt sorununun çözüme en yakın olduğu dönemde Genel kurmay başkanı ABD’ye gidiyor ve orada “...TSK olarak bizim tutumumuz çok açık. Kültürel özgürlüklere evet. Bireysel kalmak şartıyla. Devlet kültürel özgürlüklerin önünü açabilir. Bunun dışında, yok toplumsal haklar vesaire gibi düşüncelerin biz yanında değiliz. TSK olarak bizim için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren var olan iki niteliğidir. Biri ulus devlet, ikincisi üniter devlet. Biz ne ulus devletin çivisini oynatma konusunda tavır alırız ne de üniter devletin. İnsanlar Kürtçe öğrenmek isteyebilir. Açar kursunu. Genel prensip çok açık, net. Kültürel özgürlüklerin önünü açarsınız...” diyor.
Ne başbakan, ne TBMM başkanı, ne de başka bir lider (Ahmet Türk hariç) itirazda bulunmuyor. Bu kabul edilemez. Genel kurmay başkanı devlet adına böyle bir açıklamada bulunamaz. Devlet adına ancak ve ancak cumhurbaşkanı, başbakan v.b. açıklamalarda bulunabilirler. Eğer Genel kurmay başkanı bu açıklamayı ordu adına yapıyorsa bu daha vahimdir. Bunun anlamı benim dediğime aykırı bir karar alırsanız darbe yaparım demektir.
Hasan Cemal’in KCK’nin bir numaralı adamı Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiden anlaşıldığı üzere ****** üniter devlete, tek devlet ve tek bayrağa itiraz etmiyor. Sınırları bölmek, bağımsız bir ****** kurmak gibi bir talepleri yok. PKK’nin istediği anayasal vatandaşlık hakkı ve bir anlamda 1921 anayasasında ifade edilen mahalli özerklikten başka bir şey değildir. İlker başbuğ grup haklarının tanınmasına bağlı olarak Türkiye’nin Yugoslavya olacağını söylüyor. Bu kesinlikle doğru değildir. Tam tersine eğer grup hakları tanınarak halklar arasında tam eşitlik sağlanmazsa Türkiye Yugoslavya olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. 28 eyaletten oluşan, sekiz ayrı dini inanç ve sayısız dil grubunun yer aldığı dünyanın 1.1 milyar nüfusla en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan dimdik ayaktadır. Kimsenin korkmasına gerek yok. Hindistan dağılmadığına göre gönüllülük temelinde eşit birliktelik sağlanırsa Türkiye’nin dağılması ve bölünmesi söz konusu olamaz.
Kabul etsek de etmesek de coğrafyamızda çeyrek asırdır kirli bir savaş yaşanıyor. Bu savaş nedeniyle ülkenin zenginlikleri ve güzellikleri tarumar ediliyor. Kardeş kardeşi vuruyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana uygulanmakta olan inkar ve imha politikası uygulandı, uygulanmaya devam ediliyor. Günümüz koşullarında bu yöntemin çözüm olmadığı herkes tarafından kabul görmüştür.
Artık yolun sonuna gelindi. Bir ülkede savaşa da barışa da karar vermek Millet meclisinin görevidir. TBMM ülkenin en önemli sorununu başkasına havale etmeden ele almak, ön yargısız tartışarak çözüme bağlamak zorundadır. Bu bağlamda PKK’nin 15 Temmuza kadar almış olduğu eylemsizlik kararının çatışmasızlık ve giderek silah bırakmaya dönüşmesi için askerin operasyonları durdurması kararı alarak bunu acilen yürürlüğe koyması önemli bir başlangıç olur. Yanlış yorumlanmasın, kimse operasyonların durdurulması isteğini ordunun silah bırakması anlamında kullanmıyor. Bu sadece ellerin tetikte çekilmesi anlamındadır. Silahların susması, ölümlerin durması diyalogun başlamasının ve dolayısıyla kalıcı barışın sağlanmasının ön koşuludur.
İsmail Cömertoğlu
www.ismailcomertoglu.com
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap









Anahtar Kelime | Tags:


