1
GÜZEL ŞEYLER OLMALI Bir 29/5/2009, 01:24
Cumhurbaşkanı A. Gül seçimden önce Irak’a giderken ‘güzel şeyler olacak.’ dedi. Doğrusu bu söylemi seçim yatırımı olarak algılamıştım. Son günlerde ‘Ülkenin en önemli sorunu Kürt sorunudur’ anlamındaki açıklamaları, devletin zirvesinde bu sorunun çözümü konusunda uyum olduğunu söylemesi Sayın A. Gül’ün bu konuda samimi olduğuna inanmamı zorluyor.
Geçmişteki bir suçtan ötürü cumhurbaşkanı A. Gül’ün yargılanması talebi Sayın A. Gül’ün Kürt sorununun çözümü konusunda samimi olduğunun temel gerekçesidir. Bu coğrafyada ne zaman barış adına, kardeşlik adına adımlar atılırsa devletin çok derinlerinde olanlar bu güzel ve halkların yararına olan girişimleri baltalamak için yerden fışkırırcasına sahaya inerler. Savaşın sürmesinde, halkların birbirini boğazlamalarından rant sağlayan bu kesimler azınlıkta olmasına karşın ülkemizin geleceğini belirlemede maalesef çok etkilidirler. Çünkü savaşın sürmesinde zarar gören biz işçiler, memurlar, köylüler, esnaflar, dar gelirliler, barış ve insan hakları savunucuları..... Türkiye’yi sevdikleri için, onun tam demokratikleşmesi için ölümüne mücadele etmesi gerekenler seslerini örgütlü olarak duyurmakta etkili olamıyorlar.
Gün geçtikçe Ortadoğulaşan, uluslararası boyut kazanan Kürt sorunu doğal zenginliklerimizi, kardeşliğimizi, refahımızı sömürmekte, ülkenin çağdaşlaşmasını ve demokratikleşmesini engellemektedir. Tüm demokratik açılımlar Kürt sorununa takılmaktadır. Bu sorun çözülmedikçe kangrenleşiyor, kangrenleştikçe çözümü zorlaşıyor.
Bu güne kadar defalarca barış girişimleri oldu. Barışa en yakın olduğumuz dönemlerde devletin derinlerinde batması gerekenler savaştan rant elde edenlerin katkılarıyla süreci baltaladılar. Halkların barış umutları boşa çıkarıldı. 1993’teki barış umudu halen karanlık olan Bingöl katliamıyla baltalandı. 1999 – 2004 yılları Kürt sorununun çözümü konusunda gerçekten tarihi bir fırsattı. ****** eylemsizlik kararı almış, iki ayrı barış grubunu Türkiye’ye gönderilmişti, çatışmalar durmuş, kısmen ekonomik istikrar sağlanmış, dolayısıyla Türkiye halkları rahat bir nefes almaya başlamışlardı. Bu barış için uygun süreç basiretsiz ve cesaretsiz yöneticiler tarafından iyi yönetilemedi ve süreç heba edildi. Doğrusu devlet yetkilileri tarafından halkın PKK’nin politikalarını öğrenmeleri engellendi, hatta çakıl taşı edebiyatı yapılarak bölünme korkusu halka hakim kılındı. Bundan dolayı barıştan çıkarı olan çoğunluk barışın kalıcılaşması konusunda etkili olamadı.
Milliyet gazetesi yayın yönetmeni Hasan Cemal’in PKK’nin yöneticisi Murat Karayılan ile yaptığı söyleşiden anlaşıldı ki ‘PKK üniter devlete karşı değil, ülkeyi bölmek istemiyor, dağda kalarak savaşmak istemiyor, silahların susmasını, diyalogun başlamasını istiyor. Muhataplık konusunda da esnek davranıyor. Abdullah Öcalan, ******, DTP hatta İlter Türkmen, Hasan Cemal gibi akil adamların muhatap alınabileceğini söylüyor. Bu öneriler yabana atılacak öneriler değil, ciddiye alınmalı. Murat Karayılan’ın muhataplar konusunda bu kadar esnek davranması konunun çözümünde samimi olduğunun ifadesidir. Devlet sorunun çözümünde kararlı ise bu muhataplara ek olarak Nobel Barış ödülü sahibi olan ve dünyada benzeri bir çok konuda çalışması ve pozitif katkıları olan Finlandiya’nın onuncu cumhurbaşkanı Matti Ahtisaari’nin arabuluculuk yapması talep edilebilir. Sorunu çözme niyeti olursa bu sorunu çözmek çok zor değil.
Samimi olmak gerekir. Operasyonlara son vermeden ****** kayıtsız şartsız silah bıraksın demek çözümsüzlükte israr demektir. ****** silah bırakacak, TSK operasyonlarla gidip yuvasında onları vuracak. Bu ****** için intihar olmaz mı? Kim PKK’nin bunu yapacağına inanır. Murat Karayılan ‘Öncelik silahların susmasıdır. Kimse kimseye saldırmasın, silahla değil, diyalogla işe başlayalım.’ diyor. Devlet bunu cidiye alarak oprasyonlara son verdiğini açıklamalı bu çatışmasızlık ortamını sürdürerek diyalogu başlatmalıdır. İki taraf elini tetiklerden çekmedikçe diyalogu sürdürmek mümkün değil. ****** 1993’ten itibaren bağımsız ****** projesinden vazgeçtiğini, günümüz koşullarında ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ projesini hayata geçirmek istediğini belirtiyor. Bu durumu Murat Karayılan Hasan Cemal’e şu sözlerle açıklıyor: “PKK eskiye göre daha makul bir çizgide. Örneğin evvelce bağımsız Kürt devleti isterdi. Bu geçmişte kaldı. Yani artık ‘bölücü’ değil. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde eşit ve özgür olarak yaşamalarını istiyoruz. Şunu belirtmek isterim. Bu bir taktik değildir. Bölücülüğü, yani bağımsız devleti dışlayan süreç 1993’de başladı, 1999’da İmralı, (Öcalan’ın yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edildiği yıl, HC) ile başladı. Pradigma değişti.Bakın biz artık ‘demokratik özerk Kürdistan’ diyoruz. Bu özerklikten kasıt, federasyon değildir. Sınırların yeniden çizilmesi değildir. Devletin üniter yapısını da bozmayan bir çözümdür. Mahalli İdareler Kanunu değişir, yerel yönetimler güçlendirilir.”
Bu sorunla uzaktan yakından ilgilenen herkes yani demokratlar, aydınlar, bilim adamları, bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı, TSK, STK, MİT Hasan Cemal’in Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiyi okumuştur. Şimdi soruyorum: Karşı durulacak bir talep var mı? Olsa bile bu talepler doğrultusunda diyalogu başlatmak zor mu?
Güzel şeyler olacak deme dönemi sona ersin. Cek – cak dönemi sona ersin. Yeter artık. Güzel şeyler olmalı. Silahlar susmalı, diyalog başlamalı. Kırk bin can verdik bu savaşa. Cennet ülkemiz kan revan içinde perişan oldu. Anaların yüreği parçalandı. Gözyaşlarımız kurudu. Bu göz yaşları dursun. Bu kan dursun. Kana bulanmış olan cennet ülkemiz farklı kültürlerin bir arada özgür ve kardeşçe yaşayacağı hale getirilerek kan yerine çiçeklerin fışkırdığı bir coğrafyaya dönüştürülsün.
Kan, kan ile yıkanmaz. Tüm savaşlar ve çatışmalar barışla taçlandırılır. Barut va kan kokusu aklımızı başımızdan almış. Bu coğrafyada yaşayan insanların artık akıtacak kanları yok. 40 bin şehide yazık oldu. Artık bu savaşa feda edilecek tek bir canımız yok. Bundan sonra bir damla kanın akmasına bile izin verilmemelidir.
Bu süreçte herkes kışkırtıcı, süreci baltalayıcı söylemlerden vazgeçmeli. Medya, STK, hükümet yetkilileri, siyasi partiler, MİT, TSK v.b. toplumsal barışın sağlanması için birleştirici, kaynaştırıcı söylemlere dikkat etmeli. PKK’nin çatışmasızlık sürecini uzatmaları barış savunucularının elini güçlendirecek ve diyalogun başlaması konusunda etkili olmalarını sağlayacaktır.
Barış süreçlerinin kimileri tarafından baltalanmak istendiği bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda hem devletin, hem de PKK’nin çok uyanık olmaları ve süreci baltalayıcı eylemlere fırsat vermemeleri hayati önem taşımaktadır.
Artık yeter, güzel şeyler olsun........
İsmail Cömertoğlu
www.ismailcomertoglu.com
Geçmişteki bir suçtan ötürü cumhurbaşkanı A. Gül’ün yargılanması talebi Sayın A. Gül’ün Kürt sorununun çözümü konusunda samimi olduğunun temel gerekçesidir. Bu coğrafyada ne zaman barış adına, kardeşlik adına adımlar atılırsa devletin çok derinlerinde olanlar bu güzel ve halkların yararına olan girişimleri baltalamak için yerden fışkırırcasına sahaya inerler. Savaşın sürmesinde, halkların birbirini boğazlamalarından rant sağlayan bu kesimler azınlıkta olmasına karşın ülkemizin geleceğini belirlemede maalesef çok etkilidirler. Çünkü savaşın sürmesinde zarar gören biz işçiler, memurlar, köylüler, esnaflar, dar gelirliler, barış ve insan hakları savunucuları..... Türkiye’yi sevdikleri için, onun tam demokratikleşmesi için ölümüne mücadele etmesi gerekenler seslerini örgütlü olarak duyurmakta etkili olamıyorlar.
Gün geçtikçe Ortadoğulaşan, uluslararası boyut kazanan Kürt sorunu doğal zenginliklerimizi, kardeşliğimizi, refahımızı sömürmekte, ülkenin çağdaşlaşmasını ve demokratikleşmesini engellemektedir. Tüm demokratik açılımlar Kürt sorununa takılmaktadır. Bu sorun çözülmedikçe kangrenleşiyor, kangrenleştikçe çözümü zorlaşıyor.
Bu güne kadar defalarca barış girişimleri oldu. Barışa en yakın olduğumuz dönemlerde devletin derinlerinde batması gerekenler savaştan rant elde edenlerin katkılarıyla süreci baltaladılar. Halkların barış umutları boşa çıkarıldı. 1993’teki barış umudu halen karanlık olan Bingöl katliamıyla baltalandı. 1999 – 2004 yılları Kürt sorununun çözümü konusunda gerçekten tarihi bir fırsattı. ****** eylemsizlik kararı almış, iki ayrı barış grubunu Türkiye’ye gönderilmişti, çatışmalar durmuş, kısmen ekonomik istikrar sağlanmış, dolayısıyla Türkiye halkları rahat bir nefes almaya başlamışlardı. Bu barış için uygun süreç basiretsiz ve cesaretsiz yöneticiler tarafından iyi yönetilemedi ve süreç heba edildi. Doğrusu devlet yetkilileri tarafından halkın PKK’nin politikalarını öğrenmeleri engellendi, hatta çakıl taşı edebiyatı yapılarak bölünme korkusu halka hakim kılındı. Bundan dolayı barıştan çıkarı olan çoğunluk barışın kalıcılaşması konusunda etkili olamadı.
Milliyet gazetesi yayın yönetmeni Hasan Cemal’in PKK’nin yöneticisi Murat Karayılan ile yaptığı söyleşiden anlaşıldı ki ‘PKK üniter devlete karşı değil, ülkeyi bölmek istemiyor, dağda kalarak savaşmak istemiyor, silahların susmasını, diyalogun başlamasını istiyor. Muhataplık konusunda da esnek davranıyor. Abdullah Öcalan, ******, DTP hatta İlter Türkmen, Hasan Cemal gibi akil adamların muhatap alınabileceğini söylüyor. Bu öneriler yabana atılacak öneriler değil, ciddiye alınmalı. Murat Karayılan’ın muhataplar konusunda bu kadar esnek davranması konunun çözümünde samimi olduğunun ifadesidir. Devlet sorunun çözümünde kararlı ise bu muhataplara ek olarak Nobel Barış ödülü sahibi olan ve dünyada benzeri bir çok konuda çalışması ve pozitif katkıları olan Finlandiya’nın onuncu cumhurbaşkanı Matti Ahtisaari’nin arabuluculuk yapması talep edilebilir. Sorunu çözme niyeti olursa bu sorunu çözmek çok zor değil.
Samimi olmak gerekir. Operasyonlara son vermeden ****** kayıtsız şartsız silah bıraksın demek çözümsüzlükte israr demektir. ****** silah bırakacak, TSK operasyonlarla gidip yuvasında onları vuracak. Bu ****** için intihar olmaz mı? Kim PKK’nin bunu yapacağına inanır. Murat Karayılan ‘Öncelik silahların susmasıdır. Kimse kimseye saldırmasın, silahla değil, diyalogla işe başlayalım.’ diyor. Devlet bunu cidiye alarak oprasyonlara son verdiğini açıklamalı bu çatışmasızlık ortamını sürdürerek diyalogu başlatmalıdır. İki taraf elini tetiklerden çekmedikçe diyalogu sürdürmek mümkün değil. ****** 1993’ten itibaren bağımsız ****** projesinden vazgeçtiğini, günümüz koşullarında ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ projesini hayata geçirmek istediğini belirtiyor. Bu durumu Murat Karayılan Hasan Cemal’e şu sözlerle açıklıyor: “PKK eskiye göre daha makul bir çizgide. Örneğin evvelce bağımsız Kürt devleti isterdi. Bu geçmişte kaldı. Yani artık ‘bölücü’ değil. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde eşit ve özgür olarak yaşamalarını istiyoruz. Şunu belirtmek isterim. Bu bir taktik değildir. Bölücülüğü, yani bağımsız devleti dışlayan süreç 1993’de başladı, 1999’da İmralı, (Öcalan’ın yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edildiği yıl, HC) ile başladı. Pradigma değişti.Bakın biz artık ‘demokratik özerk Kürdistan’ diyoruz. Bu özerklikten kasıt, federasyon değildir. Sınırların yeniden çizilmesi değildir. Devletin üniter yapısını da bozmayan bir çözümdür. Mahalli İdareler Kanunu değişir, yerel yönetimler güçlendirilir.”
Bu sorunla uzaktan yakından ilgilenen herkes yani demokratlar, aydınlar, bilim adamları, bakanlar, başbakan, cumhurbaşkanı, TSK, STK, MİT Hasan Cemal’in Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiyi okumuştur. Şimdi soruyorum: Karşı durulacak bir talep var mı? Olsa bile bu talepler doğrultusunda diyalogu başlatmak zor mu?
Güzel şeyler olacak deme dönemi sona ersin. Cek – cak dönemi sona ersin. Yeter artık. Güzel şeyler olmalı. Silahlar susmalı, diyalog başlamalı. Kırk bin can verdik bu savaşa. Cennet ülkemiz kan revan içinde perişan oldu. Anaların yüreği parçalandı. Gözyaşlarımız kurudu. Bu göz yaşları dursun. Bu kan dursun. Kana bulanmış olan cennet ülkemiz farklı kültürlerin bir arada özgür ve kardeşçe yaşayacağı hale getirilerek kan yerine çiçeklerin fışkırdığı bir coğrafyaya dönüştürülsün.
Kan, kan ile yıkanmaz. Tüm savaşlar ve çatışmalar barışla taçlandırılır. Barut va kan kokusu aklımızı başımızdan almış. Bu coğrafyada yaşayan insanların artık akıtacak kanları yok. 40 bin şehide yazık oldu. Artık bu savaşa feda edilecek tek bir canımız yok. Bundan sonra bir damla kanın akmasına bile izin verilmemelidir.
Bu süreçte herkes kışkırtıcı, süreci baltalayıcı söylemlerden vazgeçmeli. Medya, STK, hükümet yetkilileri, siyasi partiler, MİT, TSK v.b. toplumsal barışın sağlanması için birleştirici, kaynaştırıcı söylemlere dikkat etmeli. PKK’nin çatışmasızlık sürecini uzatmaları barış savunucularının elini güçlendirecek ve diyalogun başlaması konusunda etkili olmalarını sağlayacaktır.
Barış süreçlerinin kimileri tarafından baltalanmak istendiği bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda hem devletin, hem de PKK’nin çok uyanık olmaları ve süreci baltalayıcı eylemlere fırsat vermemeleri hayati önem taşımaktadır.
Artık yeter, güzel şeyler olsun........
İsmail Cömertoğlu
www.ismailcomertoglu.com
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap









Anahtar Kelime | Tags:


