Tahtacı Tarihine DairBugüne kadar Türkiye’de yaşayan ve sosyolojik, antropolojik ve etnografik olarak en fazla üzerinde çalışılmış özel topluluklardan biri, belki de en önemlisi
Tahtacılardır.
Tahtacılar,
Alevi bir cemaat ve
Türkmen bir topluluk olmaları niteliğiyle ya da hem dini, hem de etnik özellikleriyle dikkati çekmiştir. Bu anlamda,
homojen ve kapalı bir yapıya sahiptir.
1870’li yıllardan sonra Orta-Asya ve Türkler üzerine yaptığı çalışmaları Almanya’da yayınlanan
Aus Sibirien (1884) adlı eseriyle dilbilimci
Radloff, Türkolojiyi temellendirirken, aynı zaman diliminde Küçük-Asya’da (Anadolu’da) etnik kökeni farklı olarak algılanan ve Küçük-Asya’nın ilk halklarının örneğin
Likyalıların,
Hititlerin ardılları olduğu düşünülen
Tahtacılar üzerine de
Brown,
von Luschan,
Bent,
Vambery,
Humann,
Mordtmann gibi araştırmacılar, etnografik ve fizik antropolojik çalışmalar yapıyordu. Böylece, Küçük-Asya’ya yönelik Türkoloji çalışmaları da -
Vambery dışında- farkına varılmadan, başka -oryantalist- amaçlı, zaman zaman da
Skalieri’nin yaptığı gibi -ki o,
Tahtacıların
Rum kökenli olduğunu iddia ediyordu- somut politik bir şekilde
Tahtacılarla ilgili yapılan araştırmalarla etnografik çalışmalarla birlikte ve içiçe geliştiriliyordu. Ardından
Baha Sait,
Yusuf Ziya (Yörükan),
Hamid Sadi,
Taha Toros,
Naci Kum (Atabeyli),
A. Yılmaz gibi araştırmacılar
Tahtacıları konu edinen etnografi çalışmalarını gerçekleştirdi. Nitekim bu araştırmalar,
Tahtacıları özel olarak ele alan
Ş. A. Kansu’nun çabalarıyla Türkiye’de bir yönüyle sosyal antropolojinin; diğer yönüyle
Z. F. Fındıkoğlu’nun aracılığıyla özel gruplar sosyolojisinin;
A. R. Yalgın,
H. Z. Koşay ve
M. Ş. Ülkütaşır ile de Türk etnografyasının ve halkbiliminin oluşumuna ve gelişmesine hem özel, hem de önemli katkılar sağladı.
Özellikle bu noktada, 1920’li-1940’lı yıllar arasında yapılan Akdeniz ve Ege bölgelerindeki arkeolojik kazıların yer aldığı çevrede-yörede yaşayan köylülere ve orada yurt tutmuş konar-göçerlere yönelik yüzey araştırmalarında, yaşayan kültürle toprak altında gömülü duran antik kültür arasındaki bağlantıyı kurmak için etnografyadan yararlanılır; müzecilik faaliyetleri içerisinde, teknik alt yapıyı hazırlayan Macar ekolünün de etkisiyle etnografyanın arkeolojiyle birlikte -at başı- gelişti(rildi)ği görülürken,
Tahtacılara yönelik etnografya çalışmaları da folklorik malzemenin arşivlenerek sergilenmesi niteliğine büründü. Diğer bir anlatımla,
Hamit Zübeyr Koşay’ın ve
Remzi Oğuz Arık’ın gayretleriyle müze ve müzecilikle ilgili çalışmalarda etnografya, folklorik malzemeye yönelik arşiv, kataloglama ve sergileme yöntemi ya da tekniği şeklinde karşımıza çıkarken,
Osman Bayatlı Bergama Müzesi’nde bunun önemli örneklerini sergiliyordu. Beklenildiği gibi, Türkmen giysilerini içeren ve onların yaşantılarından kesitler sunan bu örnekler,
Baha Sait’le birlikte artık
Türkmen oldukları yüksek sesle dile getirilen
Tahtacılara aitti(r). Buradan hareketle,
Tahtacılara ait çalışmaların Türkiye’de arkeoloji müzelerinde etnografya seksiyonlarının oluşturulmasına önemli katkılar yaptığı söylenebilir.
En az bunlar kadar önemli bir diğer husus,
Tahtacılar üzerine yapılan çalışmaların,
Baha Sait ve
Babinger’le birlikte önceleri dolaylı ele alınan
Aleviliği, doğrudan bir inceleme alanı olarak betimlemesi, sergilemesidir. Söz konusu çalışmalar, aynı zamanda
Alevilik sorunsalını da içerir, ele alır, betimler, tanımlar ve anlatırken teoloji, Türkoloji, sosyoloji, antropoloji, etnografya ve halkbilim gibi bilimler için
Aleviliğin araştırılacak yeni bir alan ve konu kümesi şeklinde ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu anlamda
Tahtacılar üzerine 19. yüzyıldan beri yapılan araştırmalar, günümüzdeki
Alevilik çalışmalarının abc’si ve belkemiği sayılabilir.
Klasik Türkoloji çalışmalarının dışında, 1950’li yıllardan itibaren
X. de Planhol,
Jean-Paul Roux,
K. Özbayrı vd. ile birlikte modern Türkoloji çalışmalarının da temel konuları arasında, yine
Tahtacılar yer almaktadır. Onlar, bununla birlikte, giderek artan bir şekilde
S. Passarge,
W. Eberhard,
K. E. Müller,
A. Gökalp,
K. Kehl-Bodrogi,
R. Grønhaug,
P. A. Andrews,
İ. Engin,
S. Çakır gibi antropologların ve
M. Eröz,
O. Türkdoğan gibi sosyologların ilgi alanları haline gelmiş;
N. Çağatay,
E. R. Fığlalı gibi ilahiyatçılar ve
B. Oğuz,
F. Sümer gibi tarihçiler de
Tahtacılara yönelik temel çalışmalar yapmışlardır. Böylece, bir yandan onların sosyal-kültürel yapıları -ve dolayısıyla dini yapıları- ele alınırken, diğer taraftan tarihi ve etnik özellikleri üzerinde durulmuştur.
Sadece 1990’dan günümüze değin uzanan 9 yıllık bir süreç içerisinde doğrudan
Tahtacıları içeren altı kitap ve elliye yakın makale yayınlanmıştır. Konuyu ele alan oldukça kabarık sayıdaki ve zaman zaman da hacimli yayınlara -makale, gazete yazısı, kitaplara-; biri Almanya’da
Buyruk, ikisi değişik konservatuarlarda
mengi ve semahlar olmak üzerine üç yüksek lisans ve biri günlük hayatta dinin etkisi, diğeri de müzik üzerine yapılan iki doktora tezine rağmen,
Tahtacılar günümüzde en az bilinen
Alevi topluluklardan biri olma özelliğini de taşımaktadır. Bunun nedenleri arasında, onların kapalı bir topluluk olmalarının yanı sıra, söz konusu yayınların genelde meraklısı (amatör) tarafından yapılan
monografi niteliğini taşıması,
etnografik monografi özelliğini göstermemesi; belirli alanları -örneğin ölüm, Sarı Kız söylencesi gibi- veya geziye dayalı gözlemleri içermesi sayılabilir. Bundan da öte, yayınlar, bireysel ilgi alanlarına ­yönelik olduğu ve konular da böyle ele alındığı için, bir bütünlük göster(e)memekte; zaman zaman da aynı konu kümesinde yoğunlaşılmaktadır.