1
KÜRT SORUNUNU ÇÖZEMEYEN İKTİDARDA KALAMAZ Bir 12/4/2009, 13:45
Kürt sorunu Türkiye’nin temel sorunudur. Yaşanmakta olan siyasi çözümsüzlüğün, ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküntünün sebebi kalıcı çözüme kavuşturulmayan Kürt sorunudur. Korkunç boyutlara varan işsizliğin, açlığın, sefaletin nedeni Kürt sorunudur. Çünkü eğitime, sağlığa, istihdama v.b. aktarılması gereken paralar savaşa aktarılmakta, dağlarımız bombalanarak, ormanlarımız yakılarak, ekolojik denge tarumar edilmektedir.
Cumhuriyeti birlikte kurduğumuz Kürt halkının kimlik hakları inkar edildiği için bu insanlarımızın aidiyet duyguları zayıflamış ve bu durumdan ülkenin kalkınması zarar görmüştür.
Devlet bakanı Cemil Çiçek Amasya’nın Merzifon ilçesinde yaptığı bir konuşmada ‘Türkiye’nin 25 yılda teröre harcanan hesaplanabilir kaybı 300 milyar dolardır. Hesaplanamayan ve dolaylı kayıp bir milyar dolardır. Gap’ın maliyeti 32 milyar dolardır. Teröre harcanan parayla bugüne kadar 10 defa GAP tamamlanırdı. 3 milyon 800 bin insan iş bulmuş olurdu.’ Yani Kürtleri inkar ve imha politikası uygulanmamış olsa, Kürtlerin kimlikleri, kültürleri inkar edilmemiş olsa, dilleri yasaklanmamış olsa..... gençler dağa çıkmayacaktı, 40 bin insanımız hayatını kaybetmeyecekti, 4 bin köyümüz yakılmayacak plansız göçler nedeniyle kentler köyleşmeyecekti, savaşa aktarılan bu devasa paralar sağlığa, eğitime, istihdama aktarılacak ve Türkiye gerçekten büyük bir ülke olacaktı. Günümüz Türkiye’sinde aç ve açıkta olan kimse olmayacaktı. Halklar arasında eşit ve kardeşçe bir bölüşüm olacağı için güven bunalımı
yaşanmayacaktı ve birlik, beraberlik ruhuyla çalışılacağı için Türkiye daha çok büyüyecekti.
Kürt sorunu olmasa siyaset tarihimiz partiler mezarlığına dönmeyecekti. Hükümetler bu kadar kısa ömürlü olmayacaktı. Sayın T. Özal’dan sonra hemen hemen bütün siyasetçiler iktidara gelebilmek ve iktidarlarını sürdürebilmek için Kürtler’i umutlandırmaya çalıştılar. Ama bu girişimler sadece sözde kaldı.
1991’de Süleyman Demirel ‘Şeffaf devlet ve Kürt realitesini tanıma.’ vaadıyla seçimi kazandı. Hükümeti kurduktan sonra Erdal İnönü’yü yanına alarak Diyarbakır’a gidip sözünü tutacağını söyledi. Zaman geçtikçe ‘dün dün oldu, bugün bu gün.’ Verilen sözler mazide kaldı. Ama halk bunu unutmadı. S. Demirel 1993’te cumhurbaşkanı olunca başbakan olan Tansu Çiller Bask modelinden söz etti. Çok geçmeden Kürtleri inkar ve imha politikası derinleştirildi, ****** coğrafyası cehenneme çevrildi. Bundan dolayı kurulan hükümetler uzun ömürlü olmadı. 1995 seçiminden sonra Mesut Yılmaz ‘Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır’dan geçer.’ diyerek Kürt sorununun çözümü konusunda umut yarattı. Ancak süreç içinde o da sözünün takipçisi olmadı ve istifa etmek zorunda kaldı. 1987 ile 1999 yılları arasında 12 yılda 11 hükümet kuruldu. Bu süre zarfında en uzun ömürlü hükümet 2 buçuk yıl iktidarda kaldı. 28 Mayıs 1999’da kurulan Ecevit hükümeti tüm zorlamalara rağmen ancak 3,5 yıl iktidarda kalarak erken seçime gitmek zorunda kaldı. Bu dönemde uluslararası komplo sonucu Abdullah Öcalan Türkiye’ye teslim edildikten sonra PKKnin güçlerini sınır dışına çıkarması, ayrı ayrı iki barış grubunun Türkiye’ye gelmesiyle bir huzur ve istikrar ortamı doğdu. Bu süreç Türkiye’yi yönetenler tarafından iyi değerlendirilemedi. Daha önce defalarca yakalanan barış ortamları gibi çok iyi bir fırsat olan bu barış süreci de heba edilerek barışa susamış olan halkların umutları boşa çıkarıldı.
Kürt sorununun çözümsüzlüğü sonucunda oluşan derin siyasi bunalım ve ekonomik çöküntünün akabinde 2002 seçiminde daha önce iktidarda olan partiler kendilerinin getirdikleri barajda boğuldular. Değişim vaadıyla iktidara gelen AKP hükümetinin başkanı başbakan R.T.Erdoğan Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu benim sorunumdur. Biz yanlış yaptık. Kürt halkından özür diliyoruz, Kürt sorununu çözeceğiz.’ anlamında açıklamalarda bulunarak Kürt sorununun çözümü konusunda umut verdi. Kürt sorununu çözümü konusunda umutlanan halk AKP ‘nin kredisini uztarak 2007’de tekrar iktidara getirdi. Süreç içinde kaygan zeminde yalpa yapan Erdoğan verdiği vaatleri unuttu, hatta şahinleşerek kraldan kralcı kesilip ****** coğrafyasının bombalanıp tarumar edilmesi için sınır ötesi operasyonları için teskereyi çıkardı ve uygulamaya koydu. Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil söyleminde israr eden R.T.Erdoğan bununla yetinmeyerek ‘ya sev ya terket’ faşizan söylemiyle bu coğrafyanın en kadim halkını kovma çağrısı yaptı. Bu söylemlerin arkasında oluşan Kürtleri linç girişimlerinden sonra Kürtler yanıldıklarını anlayarak AKP’den desteklerini çektiler. Yerel seçimler yaklaşınca Erdoğan sinsi sinsi Kürtleri oylama ve kandırma senaryolarını uygulamaya koydu.
Yasal olarak altyapısı hazırlanmadığı halde alelacele TRT6 ile kürtçe yayın yapıldı ve halka şirin görünerek kendisini Kürtlere afettirmek isteyen Erdoğan kürtçe ‘TRT 6 bı xer be’ dedi. Hiç altyapısı olmadığı halde kürt dili ve edebiyatı bölümü açılacağı doğrultusunda açıklamalar yapıldı. Sayın Abdullah Gül İran’a giderken Kürtleri kastederek ‘yakında güzel şeyler olacak.’ dedi. Bu günlerde ‘Kürt konfersının akabinde genel af çıkarılacak.’ v.b. açıklamalar yapılarak barışa susamış olan Kürt halkının umutları canlandırılarak bölgede AKP’nin seçimde kazanması hedeflendi ama etkili olmadı.
Şu çok iyi bilinmelidir. Kürt halkı eski Kürt halkı değildir. Kürtlerin karnı boş laflara ve içi doldurulmamış vaadlere toktur. AKP’nin bu güne kadar yaptıkları yapacaklarının aynasıdır. AKP Kürtleri inkar ve imhada yani kürt sorunu konusunda çözümsüzlükte israrlıdır. Kürdistan’ın her yerinde bu politikanın izleri vardır. AKP 2007 seçiminde kendisine verilen krediyi yanlış yerlere harcayarak tüketti. 2009 seçiminde Kürt halkı Erdoğan’a ve partisine hak ettiği dersi vererek gerçek temsilcisi olan DTP’yi zaferle taçlandırdı. AKP şansını çok zorladı, eski politikada askeri çözümde israrlı görünen AKP artık inişe geçmektedir, giderek çöküşle sonuçlanacaktır.
Kürt sorununun siyasi çözümü için çalışmayan hiç bir partinin iktidarını sürdürmesi olanaklı değildir.
İsmail Cömertoğlu
Cumhuriyeti birlikte kurduğumuz Kürt halkının kimlik hakları inkar edildiği için bu insanlarımızın aidiyet duyguları zayıflamış ve bu durumdan ülkenin kalkınması zarar görmüştür.
Devlet bakanı Cemil Çiçek Amasya’nın Merzifon ilçesinde yaptığı bir konuşmada ‘Türkiye’nin 25 yılda teröre harcanan hesaplanabilir kaybı 300 milyar dolardır. Hesaplanamayan ve dolaylı kayıp bir milyar dolardır. Gap’ın maliyeti 32 milyar dolardır. Teröre harcanan parayla bugüne kadar 10 defa GAP tamamlanırdı. 3 milyon 800 bin insan iş bulmuş olurdu.’ Yani Kürtleri inkar ve imha politikası uygulanmamış olsa, Kürtlerin kimlikleri, kültürleri inkar edilmemiş olsa, dilleri yasaklanmamış olsa..... gençler dağa çıkmayacaktı, 40 bin insanımız hayatını kaybetmeyecekti, 4 bin köyümüz yakılmayacak plansız göçler nedeniyle kentler köyleşmeyecekti, savaşa aktarılan bu devasa paralar sağlığa, eğitime, istihdama aktarılacak ve Türkiye gerçekten büyük bir ülke olacaktı. Günümüz Türkiye’sinde aç ve açıkta olan kimse olmayacaktı. Halklar arasında eşit ve kardeşçe bir bölüşüm olacağı için güven bunalımı
yaşanmayacaktı ve birlik, beraberlik ruhuyla çalışılacağı için Türkiye daha çok büyüyecekti.
Kürt sorunu olmasa siyaset tarihimiz partiler mezarlığına dönmeyecekti. Hükümetler bu kadar kısa ömürlü olmayacaktı. Sayın T. Özal’dan sonra hemen hemen bütün siyasetçiler iktidara gelebilmek ve iktidarlarını sürdürebilmek için Kürtler’i umutlandırmaya çalıştılar. Ama bu girişimler sadece sözde kaldı.
1991’de Süleyman Demirel ‘Şeffaf devlet ve Kürt realitesini tanıma.’ vaadıyla seçimi kazandı. Hükümeti kurduktan sonra Erdal İnönü’yü yanına alarak Diyarbakır’a gidip sözünü tutacağını söyledi. Zaman geçtikçe ‘dün dün oldu, bugün bu gün.’ Verilen sözler mazide kaldı. Ama halk bunu unutmadı. S. Demirel 1993’te cumhurbaşkanı olunca başbakan olan Tansu Çiller Bask modelinden söz etti. Çok geçmeden Kürtleri inkar ve imha politikası derinleştirildi, ****** coğrafyası cehenneme çevrildi. Bundan dolayı kurulan hükümetler uzun ömürlü olmadı. 1995 seçiminden sonra Mesut Yılmaz ‘Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır’dan geçer.’ diyerek Kürt sorununun çözümü konusunda umut yarattı. Ancak süreç içinde o da sözünün takipçisi olmadı ve istifa etmek zorunda kaldı. 1987 ile 1999 yılları arasında 12 yılda 11 hükümet kuruldu. Bu süre zarfında en uzun ömürlü hükümet 2 buçuk yıl iktidarda kaldı. 28 Mayıs 1999’da kurulan Ecevit hükümeti tüm zorlamalara rağmen ancak 3,5 yıl iktidarda kalarak erken seçime gitmek zorunda kaldı. Bu dönemde uluslararası komplo sonucu Abdullah Öcalan Türkiye’ye teslim edildikten sonra PKKnin güçlerini sınır dışına çıkarması, ayrı ayrı iki barış grubunun Türkiye’ye gelmesiyle bir huzur ve istikrar ortamı doğdu. Bu süreç Türkiye’yi yönetenler tarafından iyi değerlendirilemedi. Daha önce defalarca yakalanan barış ortamları gibi çok iyi bir fırsat olan bu barış süreci de heba edilerek barışa susamış olan halkların umutları boşa çıkarıldı.
Kürt sorununun çözümsüzlüğü sonucunda oluşan derin siyasi bunalım ve ekonomik çöküntünün akabinde 2002 seçiminde daha önce iktidarda olan partiler kendilerinin getirdikleri barajda boğuldular. Değişim vaadıyla iktidara gelen AKP hükümetinin başkanı başbakan R.T.Erdoğan Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu benim sorunumdur. Biz yanlış yaptık. Kürt halkından özür diliyoruz, Kürt sorununu çözeceğiz.’ anlamında açıklamalarda bulunarak Kürt sorununun çözümü konusunda umut verdi. Kürt sorununu çözümü konusunda umutlanan halk AKP ‘nin kredisini uztarak 2007’de tekrar iktidara getirdi. Süreç içinde kaygan zeminde yalpa yapan Erdoğan verdiği vaatleri unuttu, hatta şahinleşerek kraldan kralcı kesilip ****** coğrafyasının bombalanıp tarumar edilmesi için sınır ötesi operasyonları için teskereyi çıkardı ve uygulamaya koydu. Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil söyleminde israr eden R.T.Erdoğan bununla yetinmeyerek ‘ya sev ya terket’ faşizan söylemiyle bu coğrafyanın en kadim halkını kovma çağrısı yaptı. Bu söylemlerin arkasında oluşan Kürtleri linç girişimlerinden sonra Kürtler yanıldıklarını anlayarak AKP’den desteklerini çektiler. Yerel seçimler yaklaşınca Erdoğan sinsi sinsi Kürtleri oylama ve kandırma senaryolarını uygulamaya koydu.
Yasal olarak altyapısı hazırlanmadığı halde alelacele TRT6 ile kürtçe yayın yapıldı ve halka şirin görünerek kendisini Kürtlere afettirmek isteyen Erdoğan kürtçe ‘TRT 6 bı xer be’ dedi. Hiç altyapısı olmadığı halde kürt dili ve edebiyatı bölümü açılacağı doğrultusunda açıklamalar yapıldı. Sayın Abdullah Gül İran’a giderken Kürtleri kastederek ‘yakında güzel şeyler olacak.’ dedi. Bu günlerde ‘Kürt konfersının akabinde genel af çıkarılacak.’ v.b. açıklamalar yapılarak barışa susamış olan Kürt halkının umutları canlandırılarak bölgede AKP’nin seçimde kazanması hedeflendi ama etkili olmadı.
Şu çok iyi bilinmelidir. Kürt halkı eski Kürt halkı değildir. Kürtlerin karnı boş laflara ve içi doldurulmamış vaadlere toktur. AKP’nin bu güne kadar yaptıkları yapacaklarının aynasıdır. AKP Kürtleri inkar ve imhada yani kürt sorunu konusunda çözümsüzlükte israrlıdır. Kürdistan’ın her yerinde bu politikanın izleri vardır. AKP 2007 seçiminde kendisine verilen krediyi yanlış yerlere harcayarak tüketti. 2009 seçiminde Kürt halkı Erdoğan’a ve partisine hak ettiği dersi vererek gerçek temsilcisi olan DTP’yi zaferle taçlandırdı. AKP şansını çok zorladı, eski politikada askeri çözümde israrlı görünen AKP artık inişe geçmektedir, giderek çöküşle sonuçlanacaktır.
Kürt sorununun siyasi çözümü için çalışmayan hiç bir partinin iktidarını sürdürmesi olanaklı değildir.
İsmail Cömertoğlu
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap









Anahtar Kelime | Tags:


