1
Muhsin yazıcıoğlu kimdir Bir 3/4/2009, 01:43
Bizim ülkemiz gariptir; ülke insanımız ise daha bir garip. Mesela ölen
sanatçılarımız vardır. Ölmeden önce kimsenin umrunda değildir, öldükten
sonra ise "İnanılmaz büyük sanatçıydı vah vah!" denilir. Söz konusu
sanatçı, gerçekten büyük müdür bilinmez ama, bizim halkımızın genelinin
bu konuda bir zaafı olduğu muhakkaktır.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu bilirsiniz. Bir helikopter kazası sonucu, hayatını
kaybeden ilginç bir adam. Onun ilginçliğini sonra irdeleyeceğim de;
ölüm haberi gelmeden önce ve geldikten sonra medya kuruluşlarının
takındığı tavır, çok daha ilginç ve iğrenç. "Muhsin Başkan'ın kendi
sesinden şiiri" başlığı atılıp, adamın bir süre önce okuduğu 'acıklı'
şiir yayınlanır ya da "Öyle bir hayat ki..." diye bir başlık atılıp,
Muhsin Yazıcıoğlu övüle övüle bitirilemez. Sevgi pıtırcığıdır sanki
Muhsin Yazıcıoğlu, sanki Nobel Barış Ödülü sahibi...
Ölen insanın ardından genelde üzülmek lazımdır. Bize böyle
öğretilmiştir. Yani biz Anadolu'da yetişen, bu kültürü alan insanlar
olarak ölümlere üzülürüz, peşlerinden ağıtlar yakarız, insanlar genelde
siyah giyer de belli eder yaslaını; bir manada kara günlerdir ölümlü
günler. Ancak belki de, sırf "insan ölümü"ndan bu kadar tiksindiğimiz
için, şahsım adına söylüyorum ki; üzülmedim Muhsin Yazıcıoğlu'nun
ölümüne. "E nasıl bir çelişki bu?" diye soracaksınız ve ben hemen
durumu özetleyeceğim.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun temsil ettiği, uğruna partiler kurduğu fikirleri zehirliydi.
Abdullah Çatlı'nın dostudur Muhsin Yazıcıoğlu. Abdullah Çatlı'nın nasıl
bir insan olduğunu, sözde vatanseverlik maskesi altında gençleri nasıl
öldürdüğünü, iplerle boğduğunu bilmeyeniniz yoktur sanırım. Abdullah
Çatlı yakalanır. Emniyeti arayan Muhsin'dir. Der ki: "Çatlı'yı
bırakmazsanız, Ankara'nın her yerinde bomba patlatırız."
Birçok katliamla ilgili kendisine dava açılmıştır. Ancak neredeyse tüm
benzer görüşü savunanlar gibi, kendisi de bu davalardan beraat etmiş ve
aynı kişi, meclise milletvekili olarak girebilmiştir, parti
kurabilmiştir. Söz konusu katliamların itirafçıları, "Emirleri Muhsin
Yacıcıoğlu'ndan aldık" demiştir ancak ne deseler boştur. Gelin görün
ki; olan, 20'sinde hayata veda eden gençlere olmuştur. Yazıktır; varsa
ilahi adalet günahtır.
Yine aynı itirafçılar ve bir zamanların Ülkü Ocakları Hukuk Masası
şefleri, Sivas Katliamı'nın planlayıcıları içerisinde de Muhsin
Yazıcıoğlu'nun olduğunu ifade eder. Hatta bizzat, katliam sırasında
Sivas'ta olup olaylara önderlik ettiği söylenir. Bu denilenler
itirafçıların 'deme'sidir de bir de katliamı yaşayanların anlatımı
vardır. Madımak Oteli'ndeki yangından kaçıp, yan taraftaki Büyük Birlik
Partisi binasına sığınmak isteyen birçok kişi, parti pencerelerinden
uzanan elleri kalaslı gençler tarafından dövülmüştür. Birçok insan
oracıkta can vermiştir. BBP'den yükselen "Geberin pislikler!" sesleri
ise hiç dinmemiştir.
Maraş Katliamı'nı bilirsiniz. Öyle bir katliamdır ki bu; sırf alevi ve
solcu oldukları için hamile kadınların karınları deşilip içerisindeki
ceninler duvarlara yapıştırılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu; çocuklar
bile kafalarından ağaçlara çakılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu;
insanlar baltalarla paramparça ediliyor. Öyle bir katliamdır ki bu; 505
kişi hayatını kaybediyor, binlercesi yaralanıyor. Katliamı
gerçekleştirenlerin ve halkı kışkırtanların ülkücü çeteler olduğunu
bilmeyeniniz var mı? Ya ülkü ocaklarının başında Muhsin Yazıcıoğlu'nun
olduğunu bilmeyen?
Çok mu uzak verilen örnekler? Peki gelelim birkaç yıl öncesine. Hrant
Dink; ermeni bir aydın. İki halkın kardeşçe yaşayabileceniği her
fırsatta söyleyen, bu amaç ile çabalayan bir gazeteci. O da katledildi.
Cinayeti azmettirenleri de hepimiz yakından tanıyoruz. Erhan Tuncel ve
Yasin Hayal de bu azmettiricilerden; cezaevindeler. Erhan Tuncel,
Muhsin'in Trabzon'daki miting ve toplantılarını organize eden ve
Trabzon'da onun korumalığını üstlenen bir kişi. Bu durum resimlerle de
ispatlıdır.Yasin Hayal de, her mahkemede "Yaşasın Büyük Birlik Partisi"
diye slogan atan bir kişidir ki; BBP'nin hem kurucusu hem de her
şeyidir Muhsin Yazıcıoğlu. Hem, Yasin Hayal Mc Donalds'a bomba atarken
ve bu durum emniyet kayıtlarında sabitken, Muhsin "Yasin Hayal, Mc
Donalds'a maytap atmış" deyiveriyor ki, maytap nerde, bomba nerde... Ve
yine Söylemeden edemeyeceğim ki, Yasin Hayal ifadelerinde
"Cezaevindeyken BBP MKYK üyesi Halis Egemen ve BBP İl Başkanı Yaşar
Cihan'dan 1000 YTL para ile giyecek ve eşya yardımı aldım" demiş ve bu
sözlerin ortaya çıkmasından sonra, kamuoyu Muhsin Bey'den bu iki
görevliyi görevinden ihraç etmesini beklerken, Muhsin: "Arkadaşlarımı
infaz etmem" demiştir.
Geçmişi karanlık olan bir insandır Muhsin Yazıcıoğlu. Kazası nedeniyle,
duygu sömürüsü yapılıp da "Musum insan" imajı çizmeye gerek yok.
Ölülerin ardından o kadar gözyaşı döktük ki; öldüren zihniyetin
temsilcilerine, elbette gözyaşı dökmeyeceğiz. Ve ben elbette
üzülmeyeceğim. İlk bakışta "acımasız" gibi görünse de bu dediklerim;
kimlerin acımasız olduğu gün gibi ortadadır. Sadece gerçekleri görmek
için hangi açıdan bakmamız gerektiğini bilelim
sanatçılarımız vardır. Ölmeden önce kimsenin umrunda değildir, öldükten
sonra ise "İnanılmaz büyük sanatçıydı vah vah!" denilir. Söz konusu
sanatçı, gerçekten büyük müdür bilinmez ama, bizim halkımızın genelinin
bu konuda bir zaafı olduğu muhakkaktır.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu bilirsiniz. Bir helikopter kazası sonucu, hayatını
kaybeden ilginç bir adam. Onun ilginçliğini sonra irdeleyeceğim de;
ölüm haberi gelmeden önce ve geldikten sonra medya kuruluşlarının
takındığı tavır, çok daha ilginç ve iğrenç. "Muhsin Başkan'ın kendi
sesinden şiiri" başlığı atılıp, adamın bir süre önce okuduğu 'acıklı'
şiir yayınlanır ya da "Öyle bir hayat ki..." diye bir başlık atılıp,
Muhsin Yazıcıoğlu övüle övüle bitirilemez. Sevgi pıtırcığıdır sanki
Muhsin Yazıcıoğlu, sanki Nobel Barış Ödülü sahibi...
Ölen insanın ardından genelde üzülmek lazımdır. Bize böyle
öğretilmiştir. Yani biz Anadolu'da yetişen, bu kültürü alan insanlar
olarak ölümlere üzülürüz, peşlerinden ağıtlar yakarız, insanlar genelde
siyah giyer de belli eder yaslaını; bir manada kara günlerdir ölümlü
günler. Ancak belki de, sırf "insan ölümü"ndan bu kadar tiksindiğimiz
için, şahsım adına söylüyorum ki; üzülmedim Muhsin Yazıcıoğlu'nun
ölümüne. "E nasıl bir çelişki bu?" diye soracaksınız ve ben hemen
durumu özetleyeceğim.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun temsil ettiği, uğruna partiler kurduğu fikirleri zehirliydi.
Abdullah Çatlı'nın dostudur Muhsin Yazıcıoğlu. Abdullah Çatlı'nın nasıl
bir insan olduğunu, sözde vatanseverlik maskesi altında gençleri nasıl
öldürdüğünü, iplerle boğduğunu bilmeyeniniz yoktur sanırım. Abdullah
Çatlı yakalanır. Emniyeti arayan Muhsin'dir. Der ki: "Çatlı'yı
bırakmazsanız, Ankara'nın her yerinde bomba patlatırız."
Birçok katliamla ilgili kendisine dava açılmıştır. Ancak neredeyse tüm
benzer görüşü savunanlar gibi, kendisi de bu davalardan beraat etmiş ve
aynı kişi, meclise milletvekili olarak girebilmiştir, parti
kurabilmiştir. Söz konusu katliamların itirafçıları, "Emirleri Muhsin
Yacıcıoğlu'ndan aldık" demiştir ancak ne deseler boştur. Gelin görün
ki; olan, 20'sinde hayata veda eden gençlere olmuştur. Yazıktır; varsa
ilahi adalet günahtır.
Yine aynı itirafçılar ve bir zamanların Ülkü Ocakları Hukuk Masası
şefleri, Sivas Katliamı'nın planlayıcıları içerisinde de Muhsin
Yazıcıoğlu'nun olduğunu ifade eder. Hatta bizzat, katliam sırasında
Sivas'ta olup olaylara önderlik ettiği söylenir. Bu denilenler
itirafçıların 'deme'sidir de bir de katliamı yaşayanların anlatımı
vardır. Madımak Oteli'ndeki yangından kaçıp, yan taraftaki Büyük Birlik
Partisi binasına sığınmak isteyen birçok kişi, parti pencerelerinden
uzanan elleri kalaslı gençler tarafından dövülmüştür. Birçok insan
oracıkta can vermiştir. BBP'den yükselen "Geberin pislikler!" sesleri
ise hiç dinmemiştir.
Maraş Katliamı'nı bilirsiniz. Öyle bir katliamdır ki bu; sırf alevi ve
solcu oldukları için hamile kadınların karınları deşilip içerisindeki
ceninler duvarlara yapıştırılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu; çocuklar
bile kafalarından ağaçlara çakılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu;
insanlar baltalarla paramparça ediliyor. Öyle bir katliamdır ki bu; 505
kişi hayatını kaybediyor, binlercesi yaralanıyor. Katliamı
gerçekleştirenlerin ve halkı kışkırtanların ülkücü çeteler olduğunu
bilmeyeniniz var mı? Ya ülkü ocaklarının başında Muhsin Yazıcıoğlu'nun
olduğunu bilmeyen?
Çok mu uzak verilen örnekler? Peki gelelim birkaç yıl öncesine. Hrant
Dink; ermeni bir aydın. İki halkın kardeşçe yaşayabileceniği her
fırsatta söyleyen, bu amaç ile çabalayan bir gazeteci. O da katledildi.
Cinayeti azmettirenleri de hepimiz yakından tanıyoruz. Erhan Tuncel ve
Yasin Hayal de bu azmettiricilerden; cezaevindeler. Erhan Tuncel,
Muhsin'in Trabzon'daki miting ve toplantılarını organize eden ve
Trabzon'da onun korumalığını üstlenen bir kişi. Bu durum resimlerle de
ispatlıdır.Yasin Hayal de, her mahkemede "Yaşasın Büyük Birlik Partisi"
diye slogan atan bir kişidir ki; BBP'nin hem kurucusu hem de her
şeyidir Muhsin Yazıcıoğlu. Hem, Yasin Hayal Mc Donalds'a bomba atarken
ve bu durum emniyet kayıtlarında sabitken, Muhsin "Yasin Hayal, Mc
Donalds'a maytap atmış" deyiveriyor ki, maytap nerde, bomba nerde... Ve
yine Söylemeden edemeyeceğim ki, Yasin Hayal ifadelerinde
"Cezaevindeyken BBP MKYK üyesi Halis Egemen ve BBP İl Başkanı Yaşar
Cihan'dan 1000 YTL para ile giyecek ve eşya yardımı aldım" demiş ve bu
sözlerin ortaya çıkmasından sonra, kamuoyu Muhsin Bey'den bu iki
görevliyi görevinden ihraç etmesini beklerken, Muhsin: "Arkadaşlarımı
infaz etmem" demiştir.
Geçmişi karanlık olan bir insandır Muhsin Yazıcıoğlu. Kazası nedeniyle,
duygu sömürüsü yapılıp da "Musum insan" imajı çizmeye gerek yok.
Ölülerin ardından o kadar gözyaşı döktük ki; öldüren zihniyetin
temsilcilerine, elbette gözyaşı dökmeyeceğiz. Ve ben elbette
üzülmeyeceğim. İlk bakışta "acımasız" gibi görünse de bu dediklerim;
kimlerin acımasız olduğu gün gibi ortadadır. Sadece gerçekleri görmek
için hangi açıdan bakmamız gerektiğini bilelim
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


