1
AZALTTIKLARIMIZ... Bir 25/2/2009, 00:42
Sokakta yürürken yolunu çevirip kısa bir selamlaşmadan sonra, ülkenin içinde bulunduğu durumu sorduğunuz herhangi bir vatandaştan alacağınız cevap genel itibariyle farklılık arz etmese gerek. Olan biteni çok iyi sindirdiğimiz, normalleştirip devletimizin meşru müdafasına mal ettiğimiz şu zamanlarda; acaba devlet otoritesinin güvencesinde, nasıl böyle, aynı topraklarda yaşadığımız insanları ötekileştirip, her şeyden öte kendi içersinde birer değer, dolayısıyla insan olarak görmektense, onları yabancılaştırıp azınlıklaştırabiliyoruz ? Daha da gayr-ı insani olanı ise bu insanları ötekileştirmenin yetmediği gibi, onları tamamen ortadan kaldırma gibi bir halet-i ruhiye içersinde olmamız. Geçmiş bunun örnekleriyle tekerrürünü korur. 1915 tehciri, 6-7 Eylül olayları, biraz meşruu olanı azınlık yasaları, dersim yasası vs. daha iki yıl önce iki halk arasında barışın ve dostluğun yerleşmesinden başka bir çaba içersinde olmayan, bu ülkeyi insanca seven bir yurttaş olan Hrant DİNK’ in katledilip yüzükoyun yere yatırılışını izledik.
Evet sindirdik, sindiriyoruz. Bir otorite ki bu, bizim tüm bu olan bitenlere tepkimizi tehditlerle, fişlemelerle ölçer. Ya sevecek ya da terk edeceksin. Türkün Türk’ten başka dostu yok. Ve nihayetinde çok mutluyuzdur Türk olduğumuzdan, daha ne istersin be adam.
“ Bugün eğer Rumlar Ege’de devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi; acaba bugünkü milli devlet olabilir miydi?” diyor sayın savunmacı bakanımız. Savunacak elbette, bu ülkenin demografik, sosyo etnik yapısını vs. araştırmak ve bunların nasıl bir ulus-devlet meydana getirdiğini toplumbilimcilere bırakacak hali yok ya. Yıllar önce bir devletlumuzun bu tarz bir açıklamayı Kürtler için yaptığını ve bunu bir tv kanalının yüzyılın antropoloji teorilerileri içersinde sunması geliyor akıllara. Nedir değişen acaba? değişen bir şey yok aslında, sadece aktörler değişti, yönetmenler değişti oysa film aynı film. Sonunu başından tahmin ettiğimiz Arabesk-Türk filmleri gibi.
Bunun yanında, muhalif olmak azınlık olmaktan daha da zora selamdır. Azınlıksan sadece farklı ve azınlıksındır, tek yönlü bir tehdide maruz kalırsın; fakat muhalif olmaya gör, hem azınlıksın hem dönek hem de satıcı. Daha geçenlerde kendi paylarına Ermenilerden özür dileyen bir grup aydının maruz kaldığı ezber- milliyetçi saldırıları hepimiz gördük. Ne gelmedi ki adamların başına, döneklikten satıcıya kadar fişlemeler, ve nihayetinde soruşturma. Cumhurbaşkanın bile böyle bir şeyde anlayış göstermesine delirmiş bir edayla derhal tepki gösteren, manivelalı cesur milliyetçilik hezeyanları aç bir akbaba bekleyişiyle tepemizde durmakta. Zor kardeşim zor bu ülkede istenilenin dışında birey olmak çok zor. Okuman, gezmen gerekmez böyle bir birey olman için, sadece istenileni yap kafi. Muhtaç olduğun kudret geçmişindeki geleceğinde mevcuttur.
Son tahlilde, devam eden devletçi sistemin gerekli kıldığı sosyo-siyasal yapaylaşma, siyasi büyüklerimizin ideolojik aygıtı, garip vatandaşımın öğrenilmiş çaresizliği konumunda. Bunu aşmak birey olarak güdümlenmelerden değil, kendimize sorumlu, diğerlerinin kişilik haklarına saygılı olmaktan geçer. Ne demişti Rakel DİNK “bebekten katiller yaratan sistem”. Sistem işler kendi haline bırakırsak, gerekli olan kendimizi saf ve birey olarak ortaya koymak ve kim olursa olsun, nerde yaşarsa yaşasın kişileri ötekileştirip ötelememek.
GARAOSMAN
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


