1
Bize parmak sallamayın bay general Bir 20/10/2008, 12:22
İSTANBUL (19.10.2008)- Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'ya açık mektup yazdı, �Bize parmak sallamayın bay general!� diye seslendi. BEKSAV, mektubu Edirnekapı Askeri Mezarlığı'nda yaptığı açıklamada kamuoyuna duyurdu.
�Bir generale mektup� başlıklı yazının tamamı şöyle:
Bize parmak sallamayın bay general! O parmaklarınızla çok tetiğe basmış olabilirsiniz; ama şimdi susun ve biraz da siz dinleyin bizi.
Siz sıradan bir kişi değilsiniz Bay General. Ayrıcalıklısınız. Kudretlisiniz. Dokunulmazsınız. Süngünüz var. Tankınız var. Üniformanız var. Tabancanız var. Kelimeleriniz birer mermi gibi fırlıyor ağzınızdan. Bizse sıradan insanlarız. Sözcüklerimiz sıradan. Hayatımız sıradan. Beklentilerimiz, arzularımız, kederimiz, kanımız, gözyaşımız sıradan. Bir emrinizle tuzla buz olabilir hepsi. Doğrusu, ürkütücüsünüz General. Öylesiniz diye, yalvaracak değiliz ama.
Bu savaşa itirazımız var Bay General. �Asker gidecek, geri gelecek� diye eller üstünde gönderdiğimiz çocuklar, birkaç ay sonra gene eller üstünde ve fakat tabutlar içinde dönüyor. Söyleyin General, neden hep bizim çocuklarımızın ölüsü etrafında dönüyor bu törenler? Neyin töresidir bu kanlı seremoni? Bu savaş neyin savaşıdır? Burada, bu mezarlıkta yatan çocukların ölü bedenleri üstünde golf oynayan savaş baronlarının dehşet ve acımasızlık dolu umarsızlığına seyirci kalmak zorunda mıyız? Kirli savaş ayinlerinin önünde bağdaş kurmaya daha fazla tahammülümüz yok. Çocuklarının kanıyla geçinen değersiz bir topluma dönüşmek istemiyoruz. Anlıyor musunuz General?
Sizden artık susmanızı istiyoruz Bay General. Üniformanızı çıkarmasanız da olur. Ama susun ve biraz da siz dinleyin bizi.
Medeniyetler beşiği Anadolu, medeniyetler mezarlığına dönüştürüldü. Türk, o beşikte uyutulup şovenizmle zehirlenirken; Kürt, Ermeni, Süryani, Yezidi, mezara gömüldü. Anadolu�nun kime beşik, kime mezar olduğunun hesabı henüz verilmedi General. Beşikten mezara Anadolu�nun öyküsünü daha Mezopotamya�dan dinleyemedik.
Bakın, sizden önce genelkurmay başkanlığı yapan selefleriniz, yanlış yaptıklarını söylediler. İşkence ettiklerini, Kürt dilini yasakladıklarını, bir halkın üstüne şiddet politikasıyla yürüdüklerini itiraf ettiler. On yıl kadar sonra sizin itiraf edeceğiniz şeylerin sayısı daha fazla olacak, değil mi Bay General? Şu anda yasak bölge kapsamında bulunan ve OHAL döneminden daha katı bir uygulamanın cenderesinde tutulan bazı Kürt illerinde neler olup bittiğini emeklilik günlerinizde izah edecek misiniz? Bir zamanların Türkiye�sinde �iyi çocuklar bomba atardı, babaları genelkurmay başkanı olurdu� diyenlere yanıtınız ne olacak? Ergenekon sanıklarına sahip çıkmayı �silah arkadaşlığınızın hatıra ve vefa dolu� bir örneği gibi gösteren ölçüsüzlüğe devam edecek misiniz? Aktütün�de ölen gençlere şehit diyen devletin, Dağlıca�da ölmeyenlere neden hain dediğini açıklayacak mısınız? En iyi asker, ölü asker; devlet sırrınız bu mudur general? Bizi doğru yerde bulunmaya davet ediyorsunuz. On yıl sonra sizin bulunduğunuz yer neresi olacak? Silivri�de mi olacaksınız, yoksa bilinmeyen bir karargâhtan mı sallayacaksınız parmağınızı? Tetiği parmak çekse de kabzayı bütün el tutar, öyle değil mi general? O elin kudretini sonsuz mu sanıyorsunuz?
Madem konuşmayı seviyorsunuz, biraz da bunlardan söz edin.
Sizinle aynı gezegen üzerinde yaşasak da ayrı dünyaların insanlarıyız. Sizin dünyanız, apoletlerin, postalların dünyası. Halk, sizinle aynı gemide değil. Aslında halk gemide de değil. Halk denizdir, Bay General. Sizi gövdesinde taşıyan bu güç, dip akıntısına doğru çekebilir bir gün. İktidar koltuğunda bulunanlar, gün olur, sanık sandalyesine oturtulabilir. Bu deniz nicedir kanla köpüklenmeye başladı; farkında mısınız Bay General?
Herkesi hizaya getirme konusunda bu kadar heveskâr olmamanızı, ara sıra meslektaşınız Pinochet�i hatırlamanızı öneririz, General. O, �demokrasi ara sıra kanla yıkanması gereken bir rejimdir� sözünü en kudretli günlerinde söylemişti ve hayatın hep öyle akacağını sanmıştı.
Hizaya gelmeyenlere ne yapacağınızı sorabilir miyiz, Bay General? �Hayal edemeyecekleri acılar� mı yaşatırsınız?
Peki ama daha ne yapabilirsiniz ki?
İttihat ve Terakki�den başlayarak bir yasaklar ve katliamlar coğrafyasında yaşamıyor muyuz zaten? Genç-yaşlı, kadın-erkek, Kürt-Türk, işçi-memur, bütün ezilenler, en katmerli yokluk ve yoksullukların cenderesinde tutulmadı mı? Gençlerimiz, gözaltında �kayıp� edilip beyaz ölümün meçhul topraklarına gömülmedi mi? Nice boyunlar asılmaktan incinmedi mi? Devletin hapishanelerinde tutulan onlarca insanın yaşamı kurşunların, bombaların hedefi olmadı mı? Kadim bir halkın evlatları, tehcir yollarında topluca telef edilip buhar odalarında yok edilmedi mi? 6-7 Eylüllerde yağmalanmadık mı? Özgürlük talepleri, askeri cuntaların, postalların altında çiğnenmedi mi? Ölü ve çıplak kadınlarımızın saçları, tankların arkasına bağlanıp gövde gövde sürüklenmedi mi? Maraş�ta, Çorum�da, Sivas�ta yakılmadı mı insanlık? Copla tecavüz iddiasına �taş gibi delikanlılarımız var, copa ne hacet� demedi mi küstah yetkililer? Köylülere dışkı yedirilmedi mi? Gazete binaları havaya uçurulmadı mı? İnsanlar, sokak ortasında vurulmadı mı? Misak-ı Milli�nin sınırları Kürtler�in kanıyla, aydının sınırları Hrant Dinkler�in kanıyla, gençliğin sınırları Taylan Özgürler�in kanıyla, muhalefetin sınırları devrimcilerin kanıyla, işçinin sınırları 1 Mayıslar�ın kanıyla çizilmedi mi?
Bunca kan deryası içinde daha ne yapmakla tehdit ediyorsunuz bizi, Bay General? Kanla çizilmiş bu �kutsal� sınırlar, kanla yıkanmış bu yalancı demokrasi, daha kaç ölüm töreni, daha kaç kurban istiyor?
Siz Türkiye Cumhuriyeti�nin 26. Genelkurmay Başkanı�sınız, unutmayın. Bu Cumhuriyet, bugüne değin 29 ayrı Kürt isyanı yaşamış. Bu, size düşündürücü gelmiyor mu? Daha kaç isyan, kaç iç savaş komutanı görecek bu yoksul halk? Dicle�den Ege�ye, Fırat�tan Marmara�ya daha kaç kan ırmağı akacak?
Oysa biz, Kürt halkı ile Türk halkı arasında gönüllü ve eşit hak birliğine dayalı bir kardeşlik köprüsü inşa etmek istiyoruz. O köprünün altından eşit, adil, demokratik barışın suları akabilir. Yeter ki, silahları susturun General. Kürt sorununun muhatabı kirli savaş baronları değil; bizzat Türk emekçisinin kendisi. Sorunu Türk halkı çözebilir. Kürt sorununda emekçi çözüm seçeneğini geliştirmek, Türk halkını militarizme ve şovenizme karşı ayağa kaldırmak, savaş baronlarını çok rahatsız ediyor olabilir, bunu anlıyoruz; ama bizim de ezilenlerin barış ve kardeşlik ihtiyacına yanıt arama ve bulma görevimiz var. Bizim yazgımız da bu.
Bir eski yetkili, Cumhuriyet�in henüz ilk yıllarında, �özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır; o da köle olmak� demişti ya, kimileri böyle bir ülkenin diktatörü olmak isteyebilir; ama biz diktatörlere boyun eğmek zorunda mıyız?
Bay General, biz ki köleleşenleri özgürleştirmekten söz ediyoruz, kendimiz köle olacak değiliz! Bize parmak sallamaktan vazgeçin.
Bu savaş ateşinden geriye yoksul insanların külü kalıyor. Ankalarımızı hatırlıyoruz bu yüzden. Bir düş var General, sizin bilemeyeceğiniz bir düş, kavrulan etimizin acısını unutturan bir pırıltı. �Vakit geçmiş değil henüz, umut tükenmiş değil� diyen bir fısıldayış. O düş için ölebiliriz. Bir düş için ölmeyi göze almak, kuvvetlerin en büyüğüdür.
Fakat siz, �Türkiye Türklerindir� sözünü hepimizin gövdesine resmi ideolojinin logosu olarak kazımakta kararlıysanız hala ve �Türk�ün süngüsünün göründüğü yerde Kürt sorunu yoktur� demeye devam edecekseniz eğer; size bir tek şey dışında ne söyleyebiliriz ki!..
İnsan, süngüyle kendine bir iktidar kurabilir Bay General; ama süngünün üstüne oturamaz!
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] alıntıdır...
�Bir generale mektup� başlıklı yazının tamamı şöyle:
Bize parmak sallamayın bay general! O parmaklarınızla çok tetiğe basmış olabilirsiniz; ama şimdi susun ve biraz da siz dinleyin bizi.
Siz sıradan bir kişi değilsiniz Bay General. Ayrıcalıklısınız. Kudretlisiniz. Dokunulmazsınız. Süngünüz var. Tankınız var. Üniformanız var. Tabancanız var. Kelimeleriniz birer mermi gibi fırlıyor ağzınızdan. Bizse sıradan insanlarız. Sözcüklerimiz sıradan. Hayatımız sıradan. Beklentilerimiz, arzularımız, kederimiz, kanımız, gözyaşımız sıradan. Bir emrinizle tuzla buz olabilir hepsi. Doğrusu, ürkütücüsünüz General. Öylesiniz diye, yalvaracak değiliz ama.
Bu savaşa itirazımız var Bay General. �Asker gidecek, geri gelecek� diye eller üstünde gönderdiğimiz çocuklar, birkaç ay sonra gene eller üstünde ve fakat tabutlar içinde dönüyor. Söyleyin General, neden hep bizim çocuklarımızın ölüsü etrafında dönüyor bu törenler? Neyin töresidir bu kanlı seremoni? Bu savaş neyin savaşıdır? Burada, bu mezarlıkta yatan çocukların ölü bedenleri üstünde golf oynayan savaş baronlarının dehşet ve acımasızlık dolu umarsızlığına seyirci kalmak zorunda mıyız? Kirli savaş ayinlerinin önünde bağdaş kurmaya daha fazla tahammülümüz yok. Çocuklarının kanıyla geçinen değersiz bir topluma dönüşmek istemiyoruz. Anlıyor musunuz General?
Sizden artık susmanızı istiyoruz Bay General. Üniformanızı çıkarmasanız da olur. Ama susun ve biraz da siz dinleyin bizi.
Medeniyetler beşiği Anadolu, medeniyetler mezarlığına dönüştürüldü. Türk, o beşikte uyutulup şovenizmle zehirlenirken; Kürt, Ermeni, Süryani, Yezidi, mezara gömüldü. Anadolu�nun kime beşik, kime mezar olduğunun hesabı henüz verilmedi General. Beşikten mezara Anadolu�nun öyküsünü daha Mezopotamya�dan dinleyemedik.
Bakın, sizden önce genelkurmay başkanlığı yapan selefleriniz, yanlış yaptıklarını söylediler. İşkence ettiklerini, Kürt dilini yasakladıklarını, bir halkın üstüne şiddet politikasıyla yürüdüklerini itiraf ettiler. On yıl kadar sonra sizin itiraf edeceğiniz şeylerin sayısı daha fazla olacak, değil mi Bay General? Şu anda yasak bölge kapsamında bulunan ve OHAL döneminden daha katı bir uygulamanın cenderesinde tutulan bazı Kürt illerinde neler olup bittiğini emeklilik günlerinizde izah edecek misiniz? Bir zamanların Türkiye�sinde �iyi çocuklar bomba atardı, babaları genelkurmay başkanı olurdu� diyenlere yanıtınız ne olacak? Ergenekon sanıklarına sahip çıkmayı �silah arkadaşlığınızın hatıra ve vefa dolu� bir örneği gibi gösteren ölçüsüzlüğe devam edecek misiniz? Aktütün�de ölen gençlere şehit diyen devletin, Dağlıca�da ölmeyenlere neden hain dediğini açıklayacak mısınız? En iyi asker, ölü asker; devlet sırrınız bu mudur general? Bizi doğru yerde bulunmaya davet ediyorsunuz. On yıl sonra sizin bulunduğunuz yer neresi olacak? Silivri�de mi olacaksınız, yoksa bilinmeyen bir karargâhtan mı sallayacaksınız parmağınızı? Tetiği parmak çekse de kabzayı bütün el tutar, öyle değil mi general? O elin kudretini sonsuz mu sanıyorsunuz?
Madem konuşmayı seviyorsunuz, biraz da bunlardan söz edin.
Sizinle aynı gezegen üzerinde yaşasak da ayrı dünyaların insanlarıyız. Sizin dünyanız, apoletlerin, postalların dünyası. Halk, sizinle aynı gemide değil. Aslında halk gemide de değil. Halk denizdir, Bay General. Sizi gövdesinde taşıyan bu güç, dip akıntısına doğru çekebilir bir gün. İktidar koltuğunda bulunanlar, gün olur, sanık sandalyesine oturtulabilir. Bu deniz nicedir kanla köpüklenmeye başladı; farkında mısınız Bay General?
Herkesi hizaya getirme konusunda bu kadar heveskâr olmamanızı, ara sıra meslektaşınız Pinochet�i hatırlamanızı öneririz, General. O, �demokrasi ara sıra kanla yıkanması gereken bir rejimdir� sözünü en kudretli günlerinde söylemişti ve hayatın hep öyle akacağını sanmıştı.
Hizaya gelmeyenlere ne yapacağınızı sorabilir miyiz, Bay General? �Hayal edemeyecekleri acılar� mı yaşatırsınız?
Peki ama daha ne yapabilirsiniz ki?
İttihat ve Terakki�den başlayarak bir yasaklar ve katliamlar coğrafyasında yaşamıyor muyuz zaten? Genç-yaşlı, kadın-erkek, Kürt-Türk, işçi-memur, bütün ezilenler, en katmerli yokluk ve yoksullukların cenderesinde tutulmadı mı? Gençlerimiz, gözaltında �kayıp� edilip beyaz ölümün meçhul topraklarına gömülmedi mi? Nice boyunlar asılmaktan incinmedi mi? Devletin hapishanelerinde tutulan onlarca insanın yaşamı kurşunların, bombaların hedefi olmadı mı? Kadim bir halkın evlatları, tehcir yollarında topluca telef edilip buhar odalarında yok edilmedi mi? 6-7 Eylüllerde yağmalanmadık mı? Özgürlük talepleri, askeri cuntaların, postalların altında çiğnenmedi mi? Ölü ve çıplak kadınlarımızın saçları, tankların arkasına bağlanıp gövde gövde sürüklenmedi mi? Maraş�ta, Çorum�da, Sivas�ta yakılmadı mı insanlık? Copla tecavüz iddiasına �taş gibi delikanlılarımız var, copa ne hacet� demedi mi küstah yetkililer? Köylülere dışkı yedirilmedi mi? Gazete binaları havaya uçurulmadı mı? İnsanlar, sokak ortasında vurulmadı mı? Misak-ı Milli�nin sınırları Kürtler�in kanıyla, aydının sınırları Hrant Dinkler�in kanıyla, gençliğin sınırları Taylan Özgürler�in kanıyla, muhalefetin sınırları devrimcilerin kanıyla, işçinin sınırları 1 Mayıslar�ın kanıyla çizilmedi mi?
Bunca kan deryası içinde daha ne yapmakla tehdit ediyorsunuz bizi, Bay General? Kanla çizilmiş bu �kutsal� sınırlar, kanla yıkanmış bu yalancı demokrasi, daha kaç ölüm töreni, daha kaç kurban istiyor?
Siz Türkiye Cumhuriyeti�nin 26. Genelkurmay Başkanı�sınız, unutmayın. Bu Cumhuriyet, bugüne değin 29 ayrı Kürt isyanı yaşamış. Bu, size düşündürücü gelmiyor mu? Daha kaç isyan, kaç iç savaş komutanı görecek bu yoksul halk? Dicle�den Ege�ye, Fırat�tan Marmara�ya daha kaç kan ırmağı akacak?
Oysa biz, Kürt halkı ile Türk halkı arasında gönüllü ve eşit hak birliğine dayalı bir kardeşlik köprüsü inşa etmek istiyoruz. O köprünün altından eşit, adil, demokratik barışın suları akabilir. Yeter ki, silahları susturun General. Kürt sorununun muhatabı kirli savaş baronları değil; bizzat Türk emekçisinin kendisi. Sorunu Türk halkı çözebilir. Kürt sorununda emekçi çözüm seçeneğini geliştirmek, Türk halkını militarizme ve şovenizme karşı ayağa kaldırmak, savaş baronlarını çok rahatsız ediyor olabilir, bunu anlıyoruz; ama bizim de ezilenlerin barış ve kardeşlik ihtiyacına yanıt arama ve bulma görevimiz var. Bizim yazgımız da bu.
Bir eski yetkili, Cumhuriyet�in henüz ilk yıllarında, �özü Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır; o da köle olmak� demişti ya, kimileri böyle bir ülkenin diktatörü olmak isteyebilir; ama biz diktatörlere boyun eğmek zorunda mıyız?
Bay General, biz ki köleleşenleri özgürleştirmekten söz ediyoruz, kendimiz köle olacak değiliz! Bize parmak sallamaktan vazgeçin.
Bu savaş ateşinden geriye yoksul insanların külü kalıyor. Ankalarımızı hatırlıyoruz bu yüzden. Bir düş var General, sizin bilemeyeceğiniz bir düş, kavrulan etimizin acısını unutturan bir pırıltı. �Vakit geçmiş değil henüz, umut tükenmiş değil� diyen bir fısıldayış. O düş için ölebiliriz. Bir düş için ölmeyi göze almak, kuvvetlerin en büyüğüdür.
Fakat siz, �Türkiye Türklerindir� sözünü hepimizin gövdesine resmi ideolojinin logosu olarak kazımakta kararlıysanız hala ve �Türk�ün süngüsünün göründüğü yerde Kürt sorunu yoktur� demeye devam edecekseniz eğer; size bir tek şey dışında ne söyleyebiliriz ki!..
İnsan, süngüyle kendine bir iktidar kurabilir Bay General; ama süngünün üstüne oturamaz!
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] alıntıdır...
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


