1
ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI (UKKTH) Bir 22/6/2008, 12:50
Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı
“Ulus, kaderini serbestçe kararlaştırma hakkına sahiptir.” (…) “Bu, tartışma götürmez.” (…) “Ulus, kendi özerkliğini kurma hakkına, hatta ayrılma hakkına sahiptir.” (Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Sol Yayınları, Sf. 27)
Tarihsel olarak kendi dil, kültür, geleneklerini yaratmış, asgari ortak bir toprak parçasında yaşayan, iktisadi ve kültürel birliğini sağlamış insan topluluğuna ulus denir. Her ulusun hangi devlet biçiminde yaşayabileceğine karar verme hakkı vardır. Bu hak demokratik bir haktır. Bir ulus ister tek bir devlet çatısı altında başka bir ulusla, ister yine tek bir devlet çatısı altında kendi özerk bölgesinde, ister ayrı bir devlet olarak tek başına yaşabilmelidir. Bu ulusun kendi karar vereceği, herhangi bir dış güç tarafından müdahale edilemeyecek bir haktır. Marksistlerin ulusal soruna, tarihin iktisadi evrimini temel alarak gösterdikleri çözüm yolu budur.
“Marksistlerin programındaki ‘ulusların kaderlerini tayin etmeleri’ ilkesi, tarihsel ve iktisadi bakımdan, siyasal kaderini tayin etme, siyasal bağımsızlık, ulusal devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez demektir.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf. 57)
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sadece proletaryanın çözüm yolu değil, emperyalizmden ve ulusal baskıdan kurtuluş mücadelesi veren her ulusun benimsediği demokratik programdır. Her (tutarlı) ulusal kurtuluş savaşı, emperyalizme karşı bağımsızlığı yani kendi kaderini tayin hakkını savunur. Bu sebeple anti-emperyalist ve demokratik programın en temel taleplerinden biridir. Her Marksist hatta her tutarlı demokrat, ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanır.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda bazı yanlış anlamalar mevcuttur. Şimdi bunlardan bir kaçına değinelim:
Birincisi; kendi kaderlerini tayin hakkı sadece sosyalizmden sonra gerçekleşebilecek bir hak değildir. Sosyal-şovenler ve en incesinden milliyetçi sözde ‘sosyalistler’ bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkının sosyalizmden sonra gerçekleşebileceğini söylerler. Onlara göre ulusal sorun, çözümü için çaba sarf edilmesi gereken bir konu değildir. Onlar ulusal sorun karşısında pratik olarak ezen ulus milliyetçiliğinin platformundadırlar. Çünkü ulusal sorunun bugünün sorunu olmadığını, ancak sosyalizmden sonra çözülebilecek bir sorun olduğunu söylemek halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi karşısında sessiz kalmayı, ‘tarafsız’ olmayı ve bu mücadeleyi (sosyalizmden sonraya) ertelemeyi gerektirir. Oysaki Marksistler bilir ki, sosyalizmden sonra ulusları birbirine düşman eden bir düzen olmayacağı için uluslar ayrılmak yerine birleşmeyi seçecektirler. Bu kapitalizmden sosyalizme geçişin hemen başında olmasa bir ilerleyen aşamasında gerçekleşecek ve gerçekleşmesi zorunlu olan bir olgudur. Lenin ulusal sorunun çözümünü sosyalizmin gerçekleşmesinden sonraya atan ve bugün ulusal sorunun çözümü ve kendi kaderini tayin hakkı için mücadele etmeyen ‘sosyalistlerimize’ şöyle der:
“Ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitimi, zorunlu olarak her şeyden önce, ezilen ülkelerin özgürlüğü ve ayrılması ilkesinin savunulmasını içermelidir. Yoksa ortada enternasyonalizm diye bir şey kalmaz. Bu propagandayı yapmayan ezen bir ulusun sosyal-demokratını, emperyalist ve alçak saymak, hakkımız ve görevimizdir. Sosyalizmin gerçekleşmesinden önce ayrılma olasılığının binde-bir olması durumunda bile, bu istem, mutlak bir istemdir.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf. 179) (Alt çizgi bizim)
Konu gayet açıktır. Ulusal baskı emperyalizm çağının sorunudur. Buna karşı mücadele etmeyen veya bunu sosyalizm sonrasına bırakan bir ‘sosyalist’, Lenin’in deyimiyle “emperyalist ve alçak”tır. Ama ‘sosyalistlerimiz’ kıvırmada uzmandır. Onlar ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı emperyalizm koşullarında gerçekleşemez, bu yüzden bu sorunun çözümünü sosyalizm sonrasına bırakıyoruz derler. Biz de sözü Lenin’e bırakıyoruz:
“Gerçekler, hem kapitalizmin, hem emperyalizmin herhangi bir siyasal biçiminin çerçevesi içinde geliştiğini ve bunların tümünü kendisine bağımlı kıldığını gösterir. Bu bakımdan, demokrasinin biçimlerinden birinin ‘gerçekleştirilemez’ olduğunu iddia etmek temel teorik yanılgıdır.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol yayınları, Sf. 156)
Emperyalizmin tahakkümüne ve ulusal baskıya karşı mücadele ve bu mücadelenin temel talebi olan ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sanıldığının aksine emperyalist devletlerin hoşgörüsü ve ezen ulus temsilcilerinin onayı ile gerçekleşebilecek bir hak değildir. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı başta proletarya olmak üzere ezen ulus ve ezilen ulus halklarının ortak devrimci mücadelesi ile hayata geçebilecek bir haktır. Bu mücadele demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Demokrasi mücadelesi de sosyalizm mücadelesi için olmazsa olmazdır.
“proletarya, demokrasi uğruna, her açıdan tutarlı bir devrimci savaşım yürütmeden, burjuvaziyi yenmeye hazır bir duruma gelemez.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf.143)
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda ikinci yanlış anlama da bu hakkın zorunlu olarak bir ulusun ayrı bir devlet kurmasını gerektirdiği görüşüdür. Oysaki ulusların kendi kaderini tayin hakkı, ayrı bir devlet kurma özgürlüğünü öngördüğü gibi, başka bir ulusla tek bir devlet çatısı altında yaşamayı veya federasyon tarzı bir birlikteliği de öngörür. Sorun ulusun kendi tercihini özgürce, her hangi bir müdahale olmaksızın yapabilme hakkının olmasıdır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının özü ulusun kendi kararını verme hakkını savunmak ve emperyalist yağma ve ulusal baskı siyasetine karşı çıkmaktır.
Örneğin Çarlık Rusya’sında ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunan Bolşevikler, ulusların ayrı bir devlet olarak örgütlenmelerini savunmuyorlardı. Bolşevikler bütün uluslara ayrı bir devlet kurmak da dâhil kendi kaderini özgürce tayin etme hakkını savunuyorlardı. Ayrı bir devlet kurma hakkı, bir ulusun kesin olarak diğer ulustan ayrılmasını öngörmez. Ulus isterse, ayrılma hakkına sahip iken diğer ulusla birleşme yönünde irade belirtebilir. Ayrılma hakkının olması, ulusun kesin ayrılacağı anlamına gelmez. Bu ulusun kendi karar vereceği meseledir. Bu bir çiftin boşanma özgürlüğünü benzer. Çiftin boşanma hakkının olması, çiftin kesin olarak birbirinden ayrılacağı anlamına gelmez.
Sonuç olarak; ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ulusal sorunun tek gerçek çözümüdür. Marksistler her koşulda ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunurlar. Bu talep sadece sosyalizmin gerçekleşmesinden sonra savunulacak bir talep değil, bugün uğruna mücadele edilecek bir taleptir.
“Ulus, kaderini serbestçe kararlaştırma hakkına sahiptir.” (…) “Bu, tartışma götürmez.” (…) “Ulus, kendi özerkliğini kurma hakkına, hatta ayrılma hakkına sahiptir.” (Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Sol Yayınları, Sf. 27)
Tarihsel olarak kendi dil, kültür, geleneklerini yaratmış, asgari ortak bir toprak parçasında yaşayan, iktisadi ve kültürel birliğini sağlamış insan topluluğuna ulus denir. Her ulusun hangi devlet biçiminde yaşayabileceğine karar verme hakkı vardır. Bu hak demokratik bir haktır. Bir ulus ister tek bir devlet çatısı altında başka bir ulusla, ister yine tek bir devlet çatısı altında kendi özerk bölgesinde, ister ayrı bir devlet olarak tek başına yaşabilmelidir. Bu ulusun kendi karar vereceği, herhangi bir dış güç tarafından müdahale edilemeyecek bir haktır. Marksistlerin ulusal soruna, tarihin iktisadi evrimini temel alarak gösterdikleri çözüm yolu budur.
“Marksistlerin programındaki ‘ulusların kaderlerini tayin etmeleri’ ilkesi, tarihsel ve iktisadi bakımdan, siyasal kaderini tayin etme, siyasal bağımsızlık, ulusal devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez demektir.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf. 57)
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sadece proletaryanın çözüm yolu değil, emperyalizmden ve ulusal baskıdan kurtuluş mücadelesi veren her ulusun benimsediği demokratik programdır. Her (tutarlı) ulusal kurtuluş savaşı, emperyalizme karşı bağımsızlığı yani kendi kaderini tayin hakkını savunur. Bu sebeple anti-emperyalist ve demokratik programın en temel taleplerinden biridir. Her Marksist hatta her tutarlı demokrat, ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanır.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda bazı yanlış anlamalar mevcuttur. Şimdi bunlardan bir kaçına değinelim:
Birincisi; kendi kaderlerini tayin hakkı sadece sosyalizmden sonra gerçekleşebilecek bir hak değildir. Sosyal-şovenler ve en incesinden milliyetçi sözde ‘sosyalistler’ bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkının sosyalizmden sonra gerçekleşebileceğini söylerler. Onlara göre ulusal sorun, çözümü için çaba sarf edilmesi gereken bir konu değildir. Onlar ulusal sorun karşısında pratik olarak ezen ulus milliyetçiliğinin platformundadırlar. Çünkü ulusal sorunun bugünün sorunu olmadığını, ancak sosyalizmden sonra çözülebilecek bir sorun olduğunu söylemek halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi karşısında sessiz kalmayı, ‘tarafsız’ olmayı ve bu mücadeleyi (sosyalizmden sonraya) ertelemeyi gerektirir. Oysaki Marksistler bilir ki, sosyalizmden sonra ulusları birbirine düşman eden bir düzen olmayacağı için uluslar ayrılmak yerine birleşmeyi seçecektirler. Bu kapitalizmden sosyalizme geçişin hemen başında olmasa bir ilerleyen aşamasında gerçekleşecek ve gerçekleşmesi zorunlu olan bir olgudur. Lenin ulusal sorunun çözümünü sosyalizmin gerçekleşmesinden sonraya atan ve bugün ulusal sorunun çözümü ve kendi kaderini tayin hakkı için mücadele etmeyen ‘sosyalistlerimize’ şöyle der:
“Ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitimi, zorunlu olarak her şeyden önce, ezilen ülkelerin özgürlüğü ve ayrılması ilkesinin savunulmasını içermelidir. Yoksa ortada enternasyonalizm diye bir şey kalmaz. Bu propagandayı yapmayan ezen bir ulusun sosyal-demokratını, emperyalist ve alçak saymak, hakkımız ve görevimizdir. Sosyalizmin gerçekleşmesinden önce ayrılma olasılığının binde-bir olması durumunda bile, bu istem, mutlak bir istemdir.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf. 179) (Alt çizgi bizim)
Konu gayet açıktır. Ulusal baskı emperyalizm çağının sorunudur. Buna karşı mücadele etmeyen veya bunu sosyalizm sonrasına bırakan bir ‘sosyalist’, Lenin’in deyimiyle “emperyalist ve alçak”tır. Ama ‘sosyalistlerimiz’ kıvırmada uzmandır. Onlar ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı emperyalizm koşullarında gerçekleşemez, bu yüzden bu sorunun çözümünü sosyalizm sonrasına bırakıyoruz derler. Biz de sözü Lenin’e bırakıyoruz:
“Gerçekler, hem kapitalizmin, hem emperyalizmin herhangi bir siyasal biçiminin çerçevesi içinde geliştiğini ve bunların tümünü kendisine bağımlı kıldığını gösterir. Bu bakımdan, demokrasinin biçimlerinden birinin ‘gerçekleştirilemez’ olduğunu iddia etmek temel teorik yanılgıdır.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol yayınları, Sf. 156)
Emperyalizmin tahakkümüne ve ulusal baskıya karşı mücadele ve bu mücadelenin temel talebi olan ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sanıldığının aksine emperyalist devletlerin hoşgörüsü ve ezen ulus temsilcilerinin onayı ile gerçekleşebilecek bir hak değildir. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı başta proletarya olmak üzere ezen ulus ve ezilen ulus halklarının ortak devrimci mücadelesi ile hayata geçebilecek bir haktır. Bu mücadele demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Demokrasi mücadelesi de sosyalizm mücadelesi için olmazsa olmazdır.
“proletarya, demokrasi uğruna, her açıdan tutarlı bir devrimci savaşım yürütmeden, burjuvaziyi yenmeye hazır bir duruma gelemez.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, Sf.143)
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı konusunda ikinci yanlış anlama da bu hakkın zorunlu olarak bir ulusun ayrı bir devlet kurmasını gerektirdiği görüşüdür. Oysaki ulusların kendi kaderini tayin hakkı, ayrı bir devlet kurma özgürlüğünü öngördüğü gibi, başka bir ulusla tek bir devlet çatısı altında yaşamayı veya federasyon tarzı bir birlikteliği de öngörür. Sorun ulusun kendi tercihini özgürce, her hangi bir müdahale olmaksızın yapabilme hakkının olmasıdır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının özü ulusun kendi kararını verme hakkını savunmak ve emperyalist yağma ve ulusal baskı siyasetine karşı çıkmaktır.
Örneğin Çarlık Rusya’sında ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunan Bolşevikler, ulusların ayrı bir devlet olarak örgütlenmelerini savunmuyorlardı. Bolşevikler bütün uluslara ayrı bir devlet kurmak da dâhil kendi kaderini özgürce tayin etme hakkını savunuyorlardı. Ayrı bir devlet kurma hakkı, bir ulusun kesin olarak diğer ulustan ayrılmasını öngörmez. Ulus isterse, ayrılma hakkına sahip iken diğer ulusla birleşme yönünde irade belirtebilir. Ayrılma hakkının olması, ulusun kesin ayrılacağı anlamına gelmez. Bu ulusun kendi karar vereceği meseledir. Bu bir çiftin boşanma özgürlüğünü benzer. Çiftin boşanma hakkının olması, çiftin kesin olarak birbirinden ayrılacağı anlamına gelmez.
Sonuç olarak; ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ulusal sorunun tek gerçek çözümüdür. Marksistler her koşulda ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunurlar. Bu talep sadece sosyalizmin gerçekleşmesinden sonra savunulacak bir talep değil, bugün uğruna mücadele edilecek bir taleptir.
Özgürlüğün Sesi... Sizin Sesiniz...Özgürce...
Portal
Giriş yap








Anahtar Kelime | Tags:


